Turk Bayrağı


   
  ASLINI İNKAR ETMEYENLER
  KÜLTÜR VE SANAT
 

                       EĞLENCE VEYA VAKİT ÖLDÜRME

          İnsan, boş bırakılmaya veya boş kalmaya hiç elverişli değildir. Biz   bunu: “Kızı boş bırakırsan, ya davulcuya kaçar yada zurnacıya.” cümlesiyle özdeşleştirebiliriz. “ İş yok ki ne yapayım;olsa tabii ki çalışırdım…” cümleleri, vakit öldürmeye alışmış insanlarımızın boş ve kaytarma cümlelerinden sadece bir    kaç tanesidir. Bir yerleşim yeri, köy,kasaba vb. yerlerde, kahve sayısı ne kadar çoksa o kadar   da işsiz,tembel insan var demektir. Bunu, bir tarafın işsiz kalmasıyla kaybedilen ekonomik gücün karşısında, diğer taraftan da artan kahvehane sayısıyla canlanan ekonomi diyelim gitsin.

         Bizim Karadeniz bölgesinde özellikle kendi ilçemizde gurbete   çıkma olayları çoktur. Son 30 yıl içinde, yurtdışına çıkışlarda artış göstermektedir. Bu ülkeler genellikle   Arap ülkeleri ve İsrail’dir. Gidenlerin çoğunun inşaat işçisi olduğu biliniyor. Yurt içinde ise başta İstanbul olmak üzere Bursa, Kocaeli,Gebze,İzmir, Samsun,Kastamonu vb. Aslında, nereye giderse gitsin, hangi    işi yaparsa yapsın  dönüp dolaşıp yine üç beş ay sonra köyüne, evine dönecektir. Öylede oluyor ya.

Yılın yarısından çoğu evlerinde işsiz oturmayla geçer.Kazanılan üç beş kuruşta üç beş ayda biter. Ondan sonra sabah erkenden şehre gelir, sabahtan akşama kadar kahvede otururlar, akşamda yaya veya minibüsle köye gider, ertesi sabah yine aynı şekilde bu iş devam eder. Bilmeyenler, bu insanları bir işe gittiklerini zannederler fakat sabahtan akşama kadar kahvede oyun masalarında vakit öldürürler. Aslında onlar kahvede çalışıyorlar(!). Aslında hemen her gün kahveye gelip-giden bu insanlar ellerine aldıkları gazetelerin spor sayfalarına bakarlar. Hakem, kimin hakkını yedi? Kime haksız penaltı verdi? Benim takımın puanı ve listedeki yeri ne?... Hele hele, kahvede   galip gelen veya yenilen adamın savurduğu galiz küfürlere kahvenin duvarları bile   isyan eder. Seyredilen bit   TV filminde erotik sahne varsa, aktörlerden biri argo bir cümle savuruyorsa, değmeyin keyiflerine.    Hemen her kahvede bir kitaplık vardır ama kimsenin, eline alıp ta bir sayfa okuduğu yoktur. Bazen ilçeye gelen tiyatro oyunlarına azda olsa birkaç kişi gelir, her neyse. Birde seçim zamanlarında, özellikle yakından görmek sevdasıyla miting alanına koşarlar. Gelene ağam, gidene paşam pek demezler ama çok da kararlı oldukları söylenemez. Bu gençleri kahve köşelerinden koparacak , Talip Kahraman Stadyumu ‘ndan   başka bir meşgalede yok. İş sahası zaten yok. Orada da oynayan öğrenci, öğretmen veya polisler.

            Eskiden düğünler olurdu. Şen-şakrak, herkes oyun oynar, karşılıklı atışmalar olurdu. Şimdi onlar kalmadı, bitti. Yaz aylarında   yapılan   yayla şenlikleri de henüz kendini göstermeye başladı.

Peki, kadın veya kızlarda durum ne? Onlar nasıl vakit   geçiriyorlar? Oooooooooooooo!... Onları hiç sormayın.En güzel vakit geçirende onlardır(!) Her sabah, erkenden kalkarlar. Kahvaltısını yapar. Az bir şey yer, içer   ip ve orak eline, sepeti sırtında, ahırdaki inekleri, buzağıları da    peşinde, hemen ormana veya çayıra giderler. Sabahtan akşama kadar çalışıp,çırpınıp dururlar. Bu çalışma yaz,kış devam eder. Akşam eve geldiklerinde bazen yemek bile yemeden yorgan döşek yatar, ertesi sabah yine rutin mücadele başlar ve ölene kadar devam eder. Bizim Karadeniz’de kadın-kız çalışır, erkeklerde kahvelerde sabahtan akşama kadar vakit öldürürler. Ormandan odunu,çayırdan otu,    otlaktan hayvanları otlatanda kadınlardır. Bazıları biraz daha insaflıdır ama bu kaideleri bozmaz. 

BEKARAYDIN/27.06.2008/İst.
              .
        


KARADENİZDE YEMEK KÜLTÜRÜ

Karadeniz’i anlatmadan önce, yurdumuzun genel yemek anlayışını ve sanatından bahsetmek yerinde olacaktır. Gerçektende yurdumuzun mutfak menüsü çok zengindir. Bazı entel çevreler, Türk mutfağı yerine Çin Mutfağı, İtalyan Mutfağı…vb. seçerler fakat bun- lar bir istisnadır. Türk mutfağının şöhreti dünyaca bilinir, İsterseniz, kısa kısa örnekler verelim: Hemen her ilde kebap yapılır ama Adana, Urfa kebabının yeri daha başkadır. Tatlıları diye- cek olursak Antep baklavasının şöhretine kimse ortak olamaz. Herkes dondurma yapar ama Maraş dondurmasının yerini alması mümkün de- ğildir. Bu örnekleri sayarken, çiğ köfteyi saymadan geçemeyiz. Karadeniz’in, özellikle Rize’nin ikliminden mi yoksa suyundan mı- dır bilinmez ama yemeklerinde bambaşka bir tad ve lezzet vardır. Tabii sularının kireçsiz olması, yumuşak ikliminden gelen bir olgudur sanki. Yö- remizde binlerce çeşit yemek yapılabilir, yapılıyor dersek, birileri çıkıp ta, “Hadı canım sende olmaz o kadar çeşit.” diyenlerimiz çıkabilir. Şimdi, ben, size hamsıdan buğulama,tava,kızartma,pilav, ekmek, ekşili… sayayım mı da- ha? Karadeniz’in köylerinde, ninelerimizin, teyzelerimizin yaptığı yemekleri saysam, ne sayfalar yeter, ne de zaman. Kara lahananın çorbası, haşlaması, dol- ması, turşusu kara lahanayı, kebaba tercih eden birini görürseniz, sakın bu a- dam delirmiştir demeyin. Gelin Karadeniz’e, yiyin, ondan sonra karar verirsiniz. Süt ve süt türevlerinden elde edilen çökelek, peynir, kaymak, tereyağ, yoğurt ve peynirli, kaymaklı hoşmeri, muhlama, kuş muhlaması, sadece yöre halkının de- ğil, yöremize gelen misafirler tarafından da beğenilmektedir. Taze fasulyeden elde edilen konserve, turşu, tavalisini yiyip te, tadını unutan yoktur. Karadeniz’de yayla veya yaylacılık bir sevdadır, bir tutkudur. Yaylaların en meşhur yemekleri süt ve sütten elde edilen yiyeceklerdir. Yaylada, taze tereyağını bal ile karıştırıp yiyenler ve özellikle pileki denen ateş tuğlası toprağından yapılmış ekmek pişirme aracının sırtını ateşte kızdırarak, ona yapıştırılan pidelerin pişirilerek birlikte yenmesi, bölge halkının tiryakiliğidir. Meyvelerin yazdan kurutularak hoşaf veya suda bekletilmesi ve kışın meyve ihtiyacını bu şekilde karşılaması da vardır. Karadeniz bölgesinde, Özellikle Rize’de Lazca konuşmada olduğu için, yapı- lan yemeklerin isimlerinde biraz değişiklik, ilçelerin birbirlerinden çok uzak olmasından dolayı da, yemek çeşitlerinde değişiklik olacaktır. Son olarak, İkizdere’mizde üretilip, dünyaca meşhur Anzer Balı’ nı sanırım duy- mayan kalmamıştır.
EDİTÖR/26.02.2008
         

                               ALATA  KOLETİSİ

                 Eminim ki,  bir  çoğunuz  bilmiyor,  adını duymamış,

hatta Türkçe  değildir,  yabancı  bir  ülkenin  dilindedir,  diyenleri-

niz  çıkacaktır.Haklısınız,   tam   Türkçe    değildir. Zaten  dilimizdeki  kelimelerin çoğu  yabancı dillerden  gelmemiş mi?

                Bundan yaklaşık 30  yıl  önce,  adını  söylemeyeceğim  bir   bayan, yaylada, bana  bir  parça  ekmek  verdi,  yemek  için. Bu  bildiğiniz fırında  veya  evlerdeki  kuzinede pişen  ekmek  değil.  Kalınlığı  yaklaşık 2-4 cm ve  daire  şeklindedir.Soba üzerinde, pişirilir. Genelde  insanlarımız,  acele  bir  işleri  olduğu  zaman  bu şekilde  hamuru  yoğurup kuzine  veya  soba  üzerinde  pişirirler. Buna,  bizim  Karadeniz de  “Koleti”  veya  “Kolofi” derler. Pide  diyende  vardır  belki  ama  Karadeniz deyimiyle  adı Kolofidir. Bu  bayanın  bana  verdiği  kolofinin  çok  değişik  bir  tadı  vardı.  Bir   kere tuzdan  adeta  zehir  gibiydi. Sanki bütün  evlerin  tuzunu  bu  kolofiye  doldurmuşlardı. Bir  kere,  kenarından  ısırdıktan  sonra  hemen  yere  atmaya  kalktım. O  bayan  bana  kızdı: “Ne  yapıyorsun,  ekmek  yere  atılır  mı?” dedi.  Bende çok  tuzlu  olduğunu  söyledim. Güldü.” Tabii ki  tuzlu  olacak;içinde yedi  evin  tuzu  var.”  dedi. Ben meraklı  gözlerle ona  bakarken, anlatmaya  başladı:” Bak  dedi  Aydın, buna  ‘Alata  Kolofisi’ derler. Yedi  nikahlı  kadının  evinden  un, yedi nikahlı  kadının  evinden  tuz  ve  yedi  çeşmeden de  su  alınarak,  bunlar  yoğrulur  ve  bu  kolofi  yapılır. Bu  kolofiden  yersen,  gece  rüyanda  seni  seveni  görürsün.”  dedi.  O  günden  sonra, aşk  rüyaları adı  geçse,  aklıma  hep bu  Alata  Kolofisi  gelir. Hiç  denemedim. İsterseniz, siz  deneyebilirsiniz. Karadeniz kültürünü  anlatmada,  bizimde  bir  katkımız  olsun  diye kaleme  aldım. Yoksa,  o tuzlu  ekmeği yemeye  hiç  niyetim  yok.

ASİNKET/26.09.2007

                 

 

HALK  OYUNLARI  VE  MÜZİK ARAÇLARI

     A-Halk  Oyunları

     1-İki  ayak  atlama

         Tek  başına  oynanabildiği  gibi,  ikili,üçlü  yada

          daha çok  kişi ile de  oynanabilir. Karadeniz  yöresinin

          en  kolay  oynanan  oyunudur. Genelde  düğünlerde, kızlı

         erkekli  guruplar  halinde  oynanır. En  çok  kemençe  eşliğinde  oynanan  bir  oyundur.Atma  türküler  eşliğinde  oynanır.  

  2-Üç  ayak  atlama: Bu  oyun, yukarıda  anlatılan  oyuna benzer. Ancak biraz  daha  ustalık  isteyen  bir  oyundur. Bu  oyunda  kemençe eşliğinde oynanır.

3-Titreme: İnsanı  oynarken  titreten  yada  terleten  bir  oyundur.. Tekli,  ikili  veya  guruplar  halinde  oynanır. Oyuncular,  çember  halinde  olabildiği  gibi,  çizgi  halinde de  olabilirler. Diğer  oyunlarda  oyuncular  hızlı  hareketlerle dönerken, bu  oyunda daha yavaş  dönerler.

4-Hemşin  Horonu: Bu  horon,  genelde Rize’nin  Hemşin ilçesinde  yaygın  olduğu  yada  o  yöreden  yayıldığı  için  bu  adı  almıştır. Bu  oyunda  önce  yavaşça  ileri-geri  ayaklar  üzerinde  sıçrama  ile başlar, daha sonra,  bir  sağa bir  sola  giderek  horon devam  eder. Sonunda,  bir  de  “Düşme”  yapılır. Eller  birbirinden  ayrılarak,  bir  öne,  birde  arkaya dönerek  alkış  yapılır.Eller  tekrar  bağlanır  ve  yine bir sağa,  bir  sola  giderek  oyun  devam  eder.

5-Sıhsaray: Ustaların  oyunudur. Genelde  bu  oyunu,  çok  iyi  bilen,  orta  yaş  yada üstündeki  erkekler  tarafından  oynanır. Oyunun en  hareketli  yerinde,  sağ  ayak  ilerde,  topukla  yere  iki  defa  vurulur,  geri  çekilir,  tekrar aynı  hareket  yapılarak  oyun  devam  eder.  Diğer  oyunlarda 10-15  kişi  oynarken  görürsünüz  fakat  bu  oyunda,  o sayının  yarısını  bile  bulmak  zordur. Bu  oyunu  bile  çok  azdır. Gençlerden  bu  oyunu  bilen  ve oynayan  hiç  yoktur  dersem  her  halde  yanlış  olmaz.

6- Köçek: Oryantallerin  yaptığı  gibi  göbek  atmaya  benzer. İçinde  davranış  ve  figürlerden  dolayı  çok  günah  olduğuna  inanılır  ve  kimse bu  oyunu  oynamak  istemez.

7-Sallama: El,  kol  ve  akyaların  en  hareketli  olduğu  bir  oyundur. Orta yaş  ve  daha  çok  bu  yaşın  üstündekiler  tarafından çok  seyrek  oynanır.

B-Müzik  Aletleri:

1-Kemençe: Yaklaşık,  40-50  cm  uzunluğunda,  normalde  balığa  benzeyen  bir  şekilde içi boş  olup,  üç  tane teli  ve  bu  telleri  gerektiğinde  sıkıp  gevşetmeye  yarayan  küçük  çubuklar  vardır. Sesin  çıkması  için,  sayta  denen  bir yayın bu  tellere  sürtülmesi   gerekir. Bir  elle,  sağa  ve  sola    sürtünen  yay ve  diğer  eliyle de  parmaklarıyla  o  çıkan  sese  nota  yada  Karadenizlinin  deyimiyle  “hava veya  ahenk”  verilir.  Karadeniz  düğünlerinin  olmazsa  olmazlarından  biridir. Ayrıca,  kemençe yapan  atölyeler  de  yapılarak  bir  geçim  kaynağı  haline  gelmiştir.

Bahattın  Çamur, Hüseyin  Köse, Şevket ve  Ali  Köroğlu,Nazım  Çubuk,  Hasan Delihasan,Saffet  Genç, Kâtip  Şadi  ve Yusuf  Cemal  Keskin,Hüseyin  Erbaş  sayabildiğimiz   kemençe  çalma  ustalarıdır.  

2-Tulum: Kuzu  veya oğlak  derisinin  yüzülerek,  tüylerinin  kazınıp  düz  bir  kumaş  şekline gelmesi,  dahası  hazırlanması çok  zor  olan  bir  müzik  aletidir.Üfleme çubuğundan  üfleyerek,  tulumun  içine  hava  doldurulur. Öteki  ucunda da “Nav” denen  sesleri  ayarlayan,  düzenleyen  bir  parça daha  vardır. Bu  navda,  karşılıklı  delinmiş  10  tane  delik  ve  içlerinde  sesi  çıkaran  ince yapraklar  vardır.Hava  temas  edince  bu  yapraklar titrer  ve  ses  çıkar,  tulumu çalan  kişi  de parmaklarını o  deliklere  kapatıp  açarak,  sesin  değişik  şekillerde  çıkmasını  sağlar. Tulum  daha Çok  doğu Karadeniz de,  özellikle  Pazar,  Hemşin,Fındıklı   ile eskiden de İkizdere’nin  Cimil  Köylerinde çalınırdı .

3-Bağlama: Son  yıllarda, Karadeniz de ki  yerini  almıştır.Daha  çok elektronik  türde  olanlar  tercih  edilmektedir.

4-Org: Çıkardığı  ses  bakımından  tulum  ve  kemençeye  çok  benzediğinden  ve  müziğimizdeki  değişimlerden  etkilenerek,  düğün, nişan  vb  eğlencelerde  yerini  almıştır.

Bu  saydığımız  müzik  aletlerinin  hepsinin de  kullanıldığı  ortamlarda  vardır.Yeni  yeni  ortaya  çıkan  sanatçılarımız  ve  TV  ve  radyo  kanalları  sayesinde,  kim bilir  ilerde daha neler  görecek  ve  duyacağız.

 Kalın  sağlıcakla. En kötü  gününüz  hep  böyle  müzikli  olsun.

HEPBEKAR/17.05.2007
BATİL  İNANÇLAR

                                 Yöremizde,  her  ne  kadar  kültürel  ve sanatsal  faaliyetler  yer  alsa da,  halkımızın  batıl  inançlara olan   bağlılığı  da  devam  etmektedir. Aşağıda,  isimlerini  ve  getireceğine  inanılan  sonuçları    okuyacaksınız.Bu  inançlardan  bazıları,  yüzyıllar öncesine  dayanır. Bu  inançlar,  halkın  belleğinde  öylesine yer  etmiş ki,günlük  yaşamda  bile  onları  etkilemekte,  neşelenip  üzülmelerine  bile  etkileri  vardır.

İNANILAN  ÖBJE  VEYA  SEMBÖL             SONUCU

Kulağın  kaşınması                                 Yağmur  yağacak

Ayakların  ağırması                                Yağmur  yağacak

Göz  kapaklarının  hareket  etmemesi   Misafir  gelecek

Çay  bardağında,  çay  otu  düşmesi       Misafir   gelecek

Yaşlı  çakalın (pardı)    pavlaması          Biri  ölecek

Elden  düşen  bardağın  kırılmaması       Uğursuzluk var

Sağ  elin  kaşınması                                 Kârlı  bir  iş

Sol  elin  kaşınması                               Zararlı bir  gün

     Biz,  şimdilik  aklımıza  gelenleri  yazdık. Sizin  bildikleriniz veya  duyduklarınız varsa,  bize  maille  bildirebilirsiniz.

 
HEPBEKARAYDIN/11.03.2007 

KARADENİZ  KÜLTÜRÜ

                      Kültür  ile  medeniyetin  aynı  anlama  geldiğini  kabul  etmek,  hemen  hemen  hepimizin  yaptığı  bir hatadır.Kültür:Bir  insanın  doğumundan  ölümüne  kadar  g       eçen  sürede  edinmiş  olduğu  bilgi,  beceri,  yetenek,anlayış,  hoşgörü  vb  davranışların  bütününe  denir.Medeniyet  ise:Hayatı  boyunca  edinmiş  olduğu  doğru  bilgi  ve  becerilere  denir. Biz,  bu  yazımızda  Karadeniz  kültürü  hakkında  bilgiler  vermeye,  daha   doğrusu  bir  şeyler  anlatmaya  çalışacağız.

                  Karadeniz  bölgesinin  insanı,  vatan  sevgisiyle  doludur.Vatan,bayrak,namus,askerlik  görevi  her  şeyin  üstündedir. Deli  doludur, hırçındır,kavgacıdır,  aşırı  sever,  sevdiğinin   yoluna  canını  vermekten  asla  tereddüt  etmez.Eğlenceye  meraklıdır.Şu  düğün  senin,  bu  düğün  benim  gezer,  oynar.Yemek mi  eğlence  mi diye  sorarsanız,  her  ikisi  de  lazımdır  yanı  birinden  asla  feragat  etmez.Yayla  şenlikleri,  festivaller,  düğünler,  şenlikler  Karadeniz  insanının  karakteridir.

En  iyi  para  getiren  işini,  yıllarca  kara  sevdalı  olduğu  sevdasını,  askerlik  çağı  gelende  hepsini  unutur;  gider  vatan  görevini  yapar, askerlik  bitince,  evine döner  ve kaldığı  yerden  tekrar  devam  eder. Karadeniz  halkı  misafirperverdir.Biz  bu  yazıları  yazarken,  okuyan  arkadaşlar  diğer  bölgenin  insanları  vatanı  sevmiyor,  misafirperver  değillerdir  diye  asla bir  kuşkuya  veya  bir  tepkiye  gerek  görmesinler.Benim  güzel  yurdumun  güzel  insanları  doğusuyla,  batısıyla,  kuzeyiyle  ve  güneyiyle  bir   bütündür. Biz  bu  yazımızda  Karadeniz  kültürünü  anlatmaya  çalışıyoruz. Yoksa  art  bir  niyetimiz  olmaz  ve  olamazda!...

               Karadenizli  olarak  düştüğümüz  hatalardan  biride: Folklor  denince  aklımıza  hemen  horon  tepmek  veya  bizim  deyimimizle  horon  etmek  yada  horon  ekibi  gelir. Oysa  folklor  halk  bilimi  demektir. Tabii  ki  bunun   içinde  horon  tepmek  de  var  ama,  sadece  horon  anlamına  gelmiyor. Halkın  kendi  geçmişinden  gördüğü,  duyduğu,  kendisinin veya başka  ailelerden  gelen  türkü,  ninni,  masal, oyunlar  vb. Folklorda  kültürün  içinde  yer alır. Karadeniz  folkloru  çok  zengindir. Düğün  adetleri,  gelenek  veya  görenekleri,  kız  isteme,  “yeddi,  kına  gecesi,  enişte  cezalandırma…” bu  saydıklarımız,  sadece  denizde  bir  damla  olarak  ifade  edilebilir.

Karadeniz de,  evlerde bulunan  kuzine de  denen  bu  fırınlı  sobalarda   hem  ekmek  hem  de sobanın  üzerinde  yemek  pişirilir.Resimde,  sağda  görülen kara  kazanda  ise,  çok  eskilerde  yemek  pişirilirdi.  Bu  resim,İkizdere/Ilıca  Köyü’nde  açılan  kursta,  kursiyer bayanların,  el  emeği  diktiği  elbiseleri  de  görüyorsünüz.

 

                       

            Karadenizin  yemek  kültürü de  harıkadır. Trabzon  Akçaabat  Köftesi, Hamsiköy  sütlacı,  Vakfikebir’in  bayatlamayan  ekmeği,Rize’deki  hamsi tava, kızartması,  buğulaması,  pilavi, hoşmerisi,  kara  lahana dolması  ve  çorbası,  hele  hele, ünü  Türkiye’nin  sınırlarını  bile aşan  İkizdere Anzer  balının  adını  duymayan  kaldı  mı,  bilmem  doğrusu. Trabzon  denince, aklımıza  yayla  şenliklerinin  babası  sayılır  Kadırga  Şenlikleri, Sultan  Murat  Yayla  Şenlikleri, Rize’deki  haziran, ağustos  ayları  arası  yapılan  Çay  Festivali ve  yine  Rize’nin  İkizdere ilçesindeki  Büyükyayla  Şenlikleri,Ekşioğlu Ovit  Dağı  Şenlikleri,Tozköy

                     

 Likapa  Şenlikleri    vb.  saymakla bitmeyecek  kadar  çoktur. Yaz  aylarında,  özellikle haziran  ve  ağustos  aylarında  yapılan  bu  şenlik   ve  festivallere,  Türkiye’nin,  hatta  dünyanın  diğer  ülkelerinden  bile  duyan  gelebilir,  herkes  davetlimizdir. İşte  Karadeniz  insanı  budur  ve  güzellikleri,  doğayı,  eğlenceyi  hep  kendi  aralarında  değil,  bütün  insanları  davet  ederiz ve ediyoruz,  edeceğiz de.

  Düğünlerimizdeki  davranış,  tutum ve törelerimiz  diğer  bölge  ve  illerimize  benzer. Ancak  aralarında bazı  farklılıklarda  yok  değildir. Çok  eskiden  kız  istemeye  giden  erkek  tarafının  en  büyük  baş  ağrısı,  kız  tarafının  isteyeceği “Başlık  parası”  olurdu.Bazen  bu  para  çok  olunca  erkek  tarafı  ya  düğünden  vazgeçer  yada  koyu  bir  pazarlık  yapılırdı. Halk  arasında  ismi  en  çok  duyulan  “beşibirli”  adıyla  bir  takı  vardı ki,  herkes  bu  takıyı  almaya  cesaret  edemezdi. Kız-erkek  tarafı  anlaşırlarsa,  önce “sözkesme”  dedikleri  bir  karar  verirlerdi. Belirledikleri  bir  tarihte de  düğün yapılırdı.Tabii  ki  yapılacak  takının  yanında  bir de  “uruba”  dedikleri  elbise  alırlardı. Elbiseler  ise “konsol” denilen  bir sandığa  konur, düğün  günü  erkek  tarafında  olacak  şekilde,  kızın  evinde  asılır  ve  görmeye  gelen  kadın ve  kızlara  gösterilirdi.Düğünün   yapılacağı  günden  bir  gün  öncesine  “kına  gecesi” denir  ve  o  gece   kızın  evinde  genellikle  bayanlar  kendi  aralarında  müzikli  bir  eğlence  yapılır.Kemence ve  tulum  eşliğinde  oyunlar  oynanır.Kızın  eline  kına yakılır.Ertesi  sabah,  erkek  tarafı  kendi  çevresinden  kadın,  erkek  toplar  ve  birlikte  yaya  veya  araba ile  eskiden  hatta  bugün  bile,  yurdumuzun  bazı  yerlerinde  gelini  at  üstünde eve  getirirler. Gelini  almaya  erkek  tarafından  damadın  anne  ve babası,  abisi,  amcası  vb  kişiler  gider.Ayrıca  bazı  yerlerde de  damat da birlikte  gider. Kız  tarafı  onlara  hoş  geldiniz  diyerek  kapıda  karşılarlar. Kız,  evden  çıkarken,  biraz  sevinçten,  birazda  yabancı  bir  eve  gitmenin acemiliği  yüzünden  ağlar  ve kızın  başına  para  veya  şeker  dökerler.Erkek  tarafı  kızı  alıp  giderken,  yolda  bazı kimseler  “yol  kesme”  dedikleri  işi  yaparlar.Düğün  sahibi  onlara  para  verir  ve  yolu  açarlar. Bu  geleneksel  bir adettir; kimse  itiraz  etmez.  Gelin eve  girince  damat  tarafı,  düğüne  çağırdığı  kişilere  yemek  yedirirler. Sonra,  bölgemizin veya ilçemizin  müzik  aletleri  eşliğinde  kemence,  tulum,  org  veya  bağlama ile  oyunlar  oynarlar. Gelin  ile  damadı  da  aralarına alırlar.O  çevrede  bulunan  veya  kız  tarafından  gelen  kişiler  bu  evlenenlere  atma  türkü  söylerler. Bazen  bu  türküler  aşırı  olur,  her  iki  tarafta  kavga  ederler  fakat  genelde sakin  geçer  düğünler. Eskiden  düğünlerde  silah  ta atılırdı. Bir çok  kişi  bu  yüzden  ya  öldü  yada  yaralandı. Onun  için  artık  kimse  bu  işe   istekli  değildir.

         Düğünden  yaklaşık  bir hafta sonra “yedi” denen  bir gece  ayarlanır. Bu  gecede damat  ve yanında  birkaç kişi ile  gelin  kızın  baba  evine giderler. Yemekler,  özellikle  baklava tercih  edilir. Kızın  çevresinden, “çenesi  kuvvetli”  birini  seçerler  ve o   kişi  damadı tanımak  ister.Damadın  adamları da  damadı  göndermek  istemezler. Bir  kaç  saatlık  konuşmadan  sonra,  baklava ortadaki  masanın  üstüne konur.Baklavayı  kesmek  için  bıçak  gelir  fakat  bıçak  kesmez.Onu  bilemek  için  bileği  gerekiyor. İşte  o  bileği de  damadın  verecek  olduğu  paradır. Para ne kadar  çok  olursa  bıçak da o  kadar  iyi  keser. Neyse,  damat  parayı  verir ve  bıçağa  sürtülerek  töre  icabı  bıçak  bileylenir  baklava  kesilir. Tabii  ki ilk  lokma  damadın ağzına  gidecektir. Daha sonraki  günlerde,  damat  ve  gelini  evlerine  davet  ederler. Ufak  tefek  farklılıklar  olmasına  rağmen,  genelde  düğünler  böyle yapılır. Birde kız  kaçırma  olayı  vardır. Bu  durumda  erkek  ve  kız  tarafı,  hatırlı  kişilerin  araya  girmesiyle  tatlıya  bağlanır. Eeeee  ne diyelim  biz  şimdi?: Onlar ersin  muradına;  bizde  oturalım  kerevetine.

                              RİZE’DE  SANAT 

           Yurdumuzun  her  köşesi,  her  bölgesi birer sanat  merkezidir. İsparta’nın  halısı ve Uşak’ın  kilimleri  dünyaca tanınır. Rize’de  dokunan  Rize Bezleri  yurdumuzun  her  bölgesinde  tanınmıştır. İkizdere  ilçesinde,  Osmanlı  dönemlerinden  kalma  cami  içi  minber ve  mihrab  süslemeleri,  tarihi  kemer  köprüleri,  ağaç  oymacılığı,  halı,  kilim  örme  çalışmaları,  biçki-dikiş  ve  nakış-dikiş  kurslarında   çalışan  bayanların  dokudukları  makrome çiçek  desenleriyle  süslü  bezler,  öyle  hafife  alınacak  veya  küçümsenecek  çalışma  değillerdir.

  İkizdere  Özel  İdare  ve  Halk  Eğitim  bünyesinde  açılan  kurslarda, İlçedeki  kadın  ve  kızların  dokudukları  süslü  işlemeler,  Köylerde  açılan  halıcılık  kurslarında  kurs  gören  kızlarımızın  dokudukları  halılar  ve  bu  kurslarda  edindikleri  bilgi  ve  becerilerle,  şayet  tekrar  imkan  ve  fırsat  verilirse  yine  en  güzelini  yapabileceklerinden  kimsenin  kuşkusu  olmasın. Cimil’de  dokunan  kışlık  yün  çoraplarındaki  desen  ve  el  emeği bizlere,  insanımıza  imkan  verilirse  neleri  yapacağının  belki de  en  somut  delili  olsa  gerek. Ayrıca  Cimil   Güneyce,Çamlık  vb  köylerdeki  camilerin  iç  mimarisini  görünce  Anadolu  insanının

yeteneklerini  ortaya  koyar. Aslında,  yetkililerimizin  özellikle  bu  konulara  ağırlık  vermesi,  gerekli  sermaye,  alt  yapı  ve  tesisler  temin  edilirse,  bu  yöre  halkı  için,  hem  bir  geçim  kaynağı  hem de  ulusal sanatımızı  yaşatmış  oluruz.

BEKARAYDIN/12.02.2007

Not: BU  YAZIDAKİ  RESİMLER, İKİZDERE  ÖZEL  İDARE  MÜDÜRÜ SAYIN

ALİ  OSMAN  AKSU  TARAFINDAN  TEMİN EDİLMİŞTİR. TEŞEKKÜR  EDERİZ.

 
  Bugün 19903 ziyaretçisayfa izlenimi aldık