Own free website with 1 GB free space?
   
  ASLINI İNKAR ETMEYENLER
  MEKTUP
 
          Sayın Milletvekili, 25.02.2008

    Nasılsınız efendim bizi görmeyeli? İnşallah iyisiniz. Bu mektubu size yazmamın nedeni, ne oy verdiğim için bir pişmanlık, nede oy vermediğim için bir vicdan azabıdır. Bu mektubu yazmamın yegane sebebi: Meydanlarda attığınız vaad- ler, verdiğiniz sözler, bir önceki iktidara duyduğunuz kin ve nefret ile aşılamış olduğunuz yoksulluk duygusu, eğmeye çalış- tığınız boyunlar ve iktidarınızın meyvelerini sözde herkese ama aslında iktidarınızın kaymağını yiyenler tarafından kesilen kur- banlardır. Sayın Milletvekili, her parti gibi, seçimlerde İMF’ye ver- yansın ederken, bir yandan da sizin yapacaklarınızı sıralamıştı- nız. Fakat yıllar geçti aradan, dünya çıkarken Ay’a, biz gideriz karadan…Yoksulluk, adaletsizlik kol gezerken, yaptığımız her a- lış-verişin sonunda alacağımız fatura ve fişlerin, yol,su, elektrik olarak geri döneceğini söylemiştiniz. Yıllardır, yokuşun başında bekledik fakat ne gelen var ne giden. Bize gelen fakirlik, size giden kıyak emeklilik ve milyarlık maaşlar. Şimdi, biz şunu çok iyi anladık ki: Türk milletine verdiğiniz sözler kedi abdesti fakat İMF’ye verdiğiniz sözlerde gayet samimi ve ciddisiniz. Bırakın beni, kendi dinimi, Kur’an’dan anladığım şekliyle yaşayayım.Bugüne kadar dinimi, benim anladığım şekliyle bana bırakmadın. Çeşitli entrikalarla dinime saldırdın. Bugün, işine öy- le geldiği için Kur’an’dan tefsirler yapmaya başladın.O çıkarcı politikalarınızı kendinize saklayın. Benim dinimi, suni gündemler yaratarak parçalamaya, yaptıklarınızı da unutturmak için ahkam kes- meye kalkmayın. Sizin, bu milleti kandıracak, uyutacak, yutturacak gerekli ve yeterli malzemeniz var. Dini, kendinize silah yapmayın. Sayın Milletvekili, görüyorsunuz değil mi vatandaşınızın halini? Sizleri, televizyondan izlerken, hep diyorum ki: Neden bunlar birbirle- riyle kavga edip duruyorlar. Sonra yanıldığımı buradan itiraf edeyim, dünya üç günlük dünya, bakarsın yarın ölürüm de sizin vebaliniz üstüm- de kalır. Kıyak emeklilik, süper zamlı maaşlarda çok güzel anlaşıyorsunuz. Tebrik ederim sizleri. Yiğidi öldür ama hakkını ver demişler değil mi? Sayın vekilim, enflasyondaki tahminleriniz tutsun diye, ben hep ara- ba jantı, pinpon topu, parfüm alıyorum. Yine, laiklik fikirlerinize, cumhuri- yet sevdanıza, Atatürk’e olan o muazzam sevdanıza halel gelmesin diye çocuklarımın adini bile bu isimlerle çağırıyorum. Aman sakın siz kendinizi üşütmeyin. Bizim, sizden başka kimimiz var.Biz olsak da olur, olmasak da. Yalnız, bizi o kadar hasrete koymayın. Beş yılda bir gelin olmaz mı? Bu şükran mektubuma, istemeyerek burada son verirken, hürmetler ve saygılar sunarım. Sizi bir saniye bile unutmayan, sayenizde mutlulukların en harikuladesini yaşayan vatandaş Riza. İmza Riza HALİNDENMEMNUN EZELDENBEKAR/İkizdere/25.02.2008

                     MEKTUP

                        Canım  Babacığım                 21.09.2007

             Bu  kaçıncı mektubum  bilmiyorum. Hep yarın  geleceğim, yarın  geleceğim,yarın,yarın…Ne  zaman  bitecek  bu yarınlar? Beni, sabahları tatlı uykularımdan,  tekrar  senin  o  şefkat  dolu  ellerinle   uyanmak istiyorum. Nasılsın  babacığım?  Ben, sana  böyle  özlem dolu, hasret  dolu mektuplar  yazarken annem  ya   kızıyor  yada  öyle  yazma  oğlum  baban  hasrete  dayanamaz    gelir,  tabii erken  gelirse  parada  kazanamaz. O  zaman  sana pantolon, şeker  kim  alır,  diyor.  Olsun  baba,  ben  şeker  istemem, eski  pantolonumu  annem  yine   en güzel yamalarla  yamaladı, dikti. Bu bayramda da  onu  giyerim.Üst üste  üç  yama  oldu;arkadaşlar bana yine  “yamalı”  diyecekler  ama  desinler,  alıştım zaten.

          Sabahları,  aynı   senin  yaptığın gibi,  annem  beni  uyandırıyor. Onun  en  büyük  yardımcısı  ben  olduğum  için  hiç nazlanmıyorum  artık. Kahvaltımı  yapıyorum, okuluma  gidiyorum. Tatil   olunca,  sabah ahırdan  inekleri, koyun ve  kuzuları  annemle  birlikte  çıkarıyor,  çayıra  götürüyoruz.  Annem  bana: Oğlum,  çobanlık  sana   yakışmıyor. Oku,  oku da,  baban  gibi  gurbet  ellerinde  perişan  olma diyor. Bende  okuyacağım  ama,  benim bu kadar  masrafımı  sen  nasıl  karşılayabileceksin? O zaman  bana daha  şeker  ve  pantolon  alamazsın  değil mi? Bütün  paranı,  benim  okul masraflarım  için  harcayacaksın. Sen  bilirsin  baba; oku  dersen  okurum.

          Ne  yazayım başka  baba? Hep  kendimden,  şekerlerden, yamalı  pantolonumdan  bahsettim.  Allah,  sana sağlık,sıhhat,  koluna  güç kuvvet versin.

           O  yorgun,  terli, çamurlu ve  topraklı ellerinden  öperim. Aneminde  selamı  var. Baba annem, ninem,yengem,  amcalarım,  hepsi  sana  selam  eder. Baba, şayet  şeker  ve pantolon almak  için,

daha  çok  beklemek gerekiyorsa,  hiç  bekleme  gel  baba. Ben ne şeker,  ne de  pantolon  istemem.

                                                             Oğlun  Kerim YANIKSES

ASİNKET/21.09.2007     
 

Oğlum   Hasan,                   12.05.2007

                   Gönderdiğiniz  mektubu  dün akşam  aldım. Karar  vermeden  önce  bize danışma  ve  sorma gereğini  duyduğun  için,  annen  ve  ben  son derece  memnun,  mesut  ve  bahtiyar  olduk.  Ömrün  uzun  olsun, canım  evladım.

                  Hepimiz  bu  ülkeye  can  kattık  ve  düşmanlardan  kurtardık  fakat  görevimiz  asla bitmez  ve  bitmemiştir. Millet  vekili  olmak  istediğini  ve  hangi  partiden  aday  olacağını  bize  soruyorsun. Demek ki  hâlâ  büyümemişsin. İyi  düşün  evladım. Hangi  partiden  aday  olursan  ol;  inançlara saygılı,  bu  vatanın  değerlerine sahip  çıkan,  bayrağını,  vatanını,  milletini  bilen,  aldığı  oyda,  yetmiş  milyonun  hakkı  olduğunu  unutmayan, meydanlarda  başka,  millet  meclisinde  başka  konuşmayan,  sözünde  ve  özünde  aynı  olan  insanlara  git. Haklıya  haklı,  haksıza  da haksızsın  de.  Olur ya, benim  devletle  veya diğer insanlarla  bir  davam,  kavgam  olur,  asla  tereddüt  etmeden,  devletten  veya  haklıdan  yana ol.  Asla bu  babamdır,  bunu  destekleyeyim deme.Bu  bende  ve  annen de  olsa,  sen  hep  doğrudan  ve  hak dan,  haklıdan  yana ol. Bize  oy  vermedi  deyip,  asla o  insanlardan  yüz çevirme, darıltma,  kızma. Ne  yapacak  veya  söyleyeceksen,  mutlaka önceden  düşün  oğlum.  Ben, annenle  evleneceğim  zaman,  tam  iki  yıl,  şapkamı  dizlerimin  üstüne koyup  derin  derin  düşünüp  öyle  karar  vermiştim. Çıkaracağınız  yasalar,  toplumun  her  kesimine  yarar  sağlamalı  ve  eşit bir  şekilde  adaleti  dağıtmalısınız. Biz  çoğunluğu  sağladık. Artık  mecliste  biz   ne dersek  o  olmalı  ve  olacak  diye asla  ayak  diretmeyiniz. İnatçı  olmayın,  uzlaştırıcı  ve  uzlaşan  olun. Belki  günün  birinde,  sizin menfaatlerinizle  devletin  menfaatleri  karşı  karşıya  gelmiş  olabilir. Sen,  her zaman  devletin  menfaatlerinden  yana olacaksın.

            Oğlum,  ben  ve  annen,  her  akşam  televizyon  seyrediyoruz. Hazineden  kime,  hangi  partiye  ne  kadar  para  verilecek  diye  söylenip  duruyorlar. Bak  oğlum. Söylemedi  deme!.. O  seçim  parasından  bir  kuruş  bile almayacaksın.” İlle de  alacaksın.  Kanun  izin  veriyor  ve  yasalarda  yeri  var.”  diye  seni  zorlarlarsa,  hemen  istifanı  ver  ve  siyaseti  bırak,  baba  ocağına  dön. Biz  nasılsa  bu  tarladaki  ürünlerden  bir  kepçe  çorba pişirip  yiyoruz,  sende  yiyebilirsin. Annen ve  ben,  seni  siyasetçi  olacaksın  diye  dünyaya  getirmedik.

           Canım  oğlum,  bu  mektubu  annenle  birlikte  düşünerek  yazdık. Duygu  ve  düşüncelerimiz  aynıdır. İyi  düşün,  sonra  kararını  ver.  Bizi  de  haberdar  edersin.

Annen  ve  benim  dualarımız  seninle  olsun. Hayırlısı  neyse  o  olsun.

Annen  ve  ben  gözlerinden  hasretle  öperiz.

                                                     Baban    HEPBEKAR

HEPBEKAR/12.05.2007

  Barışı  Arayan   Meçhul   Adama… 09.03.2007

                                           Sayın  Sembol  Adam,

                                    Ben,  size  ne emreden,  nede  akıl  verebilecek  yetkiye  sahip  biriyim.Sizleri,  görmüş  ve  gördükleri  ile  yaşamasını  bilen, insana ve insanlığa  yakışan  bir  barış  sembolü  olarak,  gelecek  nesillere  bir  fikir  abidesi  olabileceğinizi  düşünen  mütevazi  bir  vatandaşım.

                              İnsanın  ve  insanlığın  kan  davası,  ırk  mücadelesi  ve  sevip de  sevilememenin  kinini  taşıdığı  günümüzde,   elindeki  uzattığın  zeytin  dalını,  kimlerin  alacağını  merak  ediyorsun. Sakin  pes  etme!.. Umuda  yolculuklar  hep  böyle   sıkıntılarla  başlamış  fakat  sonu  muhakkak başarı  ile  bitmiştir. Sen,  ne iyi  etinde  geldin;  meçhul  adam. Gözlerindeki  sevgi  parıltısını,kardeşlik  duygusunu  taşıyan  yüreğini  aç  bu millete. Öyle  aç ki:Bu  dünyada  inançların  farklı  olması,  renklerin  siyah-beyaz  olmasının  her  şeyi  halletmediğini,  paranın  gözü  kör olsun  diyerek  insana değer  veren  ve  senin  gibi  düşünen  diğer  kardeşlerine  örnek  ol;barışa  lider  ol…

          Peki  dostum,  sen  bu  işleri  yapabilecek  misin?: Kılıcından  insan  kanı  damlayan  Ebu  Cehil’e: “Kardeşim” diyerek  sarılan  peygamberimizin ahlakını,İstanbul’u  fetheden  Fatih’e, çiçek  veren  bir  kıza:”O benim  hocamdır;  çiçekleri  Ona  veriniz…”  diyerek,  Akşemseddin’i   gösteren  Fatih  kadar  mütevazı, “Bana,  bir  harf  öğretenin  kırk  yıl  kölesi  olurum.”  diyen  Hz. Ali  kadar  ilmin  kölesi,  bunun  kadar  cesur  olabilecek  misin?  Dayı  oğlu,  teyze oğlu  diyerek,  hatır  gönül  meselesi  yapıp,  beş  yılda  bir  seni,  beni  hatırlayana:”Sizden,  bir  beş  yıl  daha  istiyorum.”  diyene,  yeter  diyebilecek  misin? Kanunsuz  bir  işi, “yan  cebime  koy”  diyerek  kanuna uygun  yaparak,  rüşveti  cebine  indirenin  elini  tutarak: Yapma!  Diyebilecek  misin?  Daha  bitmedi,  öyle  demokrasi  ve  barış  aramak,  iki  kelime ile  olmuyor. Hele,  söyle bana bakayım: Paraya  sıra gelince,  nasıl  daha  çok  alabilirim  fakat  konuşmaya  sıra  gelince,  “Vatan…  Millet… Sakarya…”  diyenleri  görünce ne  yapacaksın? Doğruyu  söyle  bana,  sen,  şimdiden  bunaldın. Hatta,  bu  işleri  ben  tek  başıma  nasıl  yapabilirim,  dediğini  duyar  gibiyim.

Haklısın  arkadaş. Demek ki,  dünyada  barışı,    dostluğu ve  demokrasiyi  sağlamak  tek  bir  kişinin  işi  değil. Hepimizin,  üstümüze  düşen  görevleri  yaparsak  her şey  yerli  yerine oturur   ve  uygulanır. Sen,  yapabileceklerinden  başla.  Asla ümitsiz  olma.

              Hak’kı   seven  insanı,  insanı  seven  cihanı  sever. Sen,  her  iki  cihanda  da  aziz  ol.

HEPBEKARAYDIN/09.03.2007

Baki  Dostum   Şaban                       31.12.2006

             Şiir  ve  türkülerindeki  vatan  özlemini ve  hasretini  dile  getiren en  güzel  insanlardansın  sen. İyi  ki  gurbet  ellerindesin,  yoksa sendeki  bu  cevheri  ne  sen,  ne  de  başkası  veya  ben  anlayamazdık  yada  çözemezdik. Tıpkı,  Ziya  Osman Saba  gibisin  sen…  O  da:”Ben  gurbette  değilim,  gurbet  benim  içimde.”demişti.

           Aziz  dostum,  gurbetin  kahrını  çekerken,  bir  yandan da  içinde  bulunduğumuz  bu  çileli  yaşamın  içinde  seninde  olduğunu  hayal  ederek,  fazla  da  kendini  üzmemelisin. Bir  gün  tekrar  bu  topraklara  kalıcı  olarak  döneceğini  ve  asla  bir  daha  geri  dönmeyeceğini  hayal  edeceksin. İçinde  bulunduğumuz  bu  çileli  hayatın  senide  sıkıntılara  düşüreceğini  şimdiden  hayal  edebilirsin.

             Hasretle  başladığın  cümleleri,  sanki  aralarında virgül  yerine  göz  yaşı,  nokta  yerine de  buram  buram    kokan  Anadolu  vardır.  Biliyorum. Bayrak  hasreti  seni  epeyce  yormuş  olacak  ki, “Sende  anla,  ben  ne  haldeyim…”  diyorsun. Seni,  belki de  en  iyi  anlayan  benim. Türkiye’ye,  Vane’ye,  bu  üçsüz  bucaksız  yeşilliklere  olan  özlemin, Mecnun’un  Leyla’ya, Ferhat’ın  Şirin’e, Kerem’in  Aslı’ya olan  sevgisinden  kat  kat  üstündür.  Seni  hiç  tanımamış  olsam  bile,  şiirlerin  ve  türkülerindeki  bu  ince  sızlanmalara  bakarak,  vatan  hasretinin  mucidi  kimdir   diye  soranlara,  hiç  tereddüt etmeden  Şaban’dır  diyebilirim. Sen,  Almanya’da  vatan  hasreti  ve  özlemi  ile  imtihan  olurken,  bil  ki,  bu  kardeşinde  burada  aynı  sıla  hasreti  çeker  gibi  vefasızların,  bir  gün  gelir de  insafa  gelir   vefalı    ve  baki  bir  canan  olur  diye  beklemekteyim. İkimizde  hasreti  içimizde  taşıyoruz.  Aralarındaki  önemli  fark  ise,  birinin  insan  denen  fani  bir  meçhul,  diğerinin de maddiyatla  ölçülemeyecek  bir  değeri  olan  kara  topraktır. Bütün insanlığın  yaratılış  noktası… Sen,  özlemlerini  ve  hasretini   her  zaman  taze ve  zinde  tut.  O  mükemmel  satırlarından  bizleri  mahrum  etme.  Yalnız,  sen  vatan  hasretini  dile  getirirken,  benimde  o  vefasıza duyduğum  hasreti de senin dertlerin e ortak  etmeyi  sakin   unutma.

           Son  olarak  şunu  terennüm  edebiliriz  ki:  Birimizde  vefalının  hasreti,  diğerimizde de  vaktı  gelince    birleşeceğimiz  kara  toprak. Senin   veya  bütün  insanların    kavuşacağı  kesin  fakat  bizim ki  ancak  toprak  denen  sonsuzlukta  gerçekleşecek.En  azından  ben  böyle  hayal  ediyorum.

            Kim  bilir,  belki de  günün  birinde,  ya  sen  benim  içimdeki  hasretin  aynısını,  yada ben  senin  vatan  hasretinde  ortağın  olurum. Gelecek  ne  olursa  olsun,. sevgi  ve saygı  hep  olsun. Barış ve  dostluk  olsun. Aslında  bu  hayat  üzülmeye  değmez  fakat,  içimizdeki  duygu,  kuruntu  ve  hayalleri  bir  kenara atmayı  başarabilsek. Bu  mübarek  dünyada  duygusuzda  yaşanmıyor  ki…

            Seni,  o  hasret  ve  duygu    denizinle  baş başa bırakmak  zorundayım. Kendine iyi  bak.  Yolun  ve  bahtın  hep  açık  olsun.

 

                                                                                    BEKARAYDIN

Sayın Bayan 07.12.2006

Bu mektup onlarca bayana fakat size yazdığım ilk mektuptur. Nasılsınız? Size böyle bir mektup yazacağım, aklımın ucundan bile geçmezdi. Ve bu mektup, ne bir elveda ne de bir ayrılığı tehdit edişin ilk sinyalidir. Bu mektup bir gerçeği, bir hakikati dile getirişimin somut delilidir. Sen, belki de hayatında onuruyla, şerefiyle seni seven birine oynadığın binlerce oyundan sadece biri olabilir. Yada sizi siz olduğunuz için seven ve platonik bir aşkın çok uzağında kalan kutsal bir sevgiyle seven birine, kibir ve komplekslerin en aktifiyle davranmış biri olarak yüzüme gülümsemiş olabilirsin. Ben, gözlerden süzülen o nağmeli bakışlardan nakış örercesine anlam çıkararak size gönül vermiştim.

Biliyorum, sevenlerin mesut olamadığını. Aslında aynı duygu ve düşünceleri paylaştığımıza, en azından sizi bilmem fakat benim düşüncem ve karakterimin esas noktasını oluşturduğu halde, neden sizinde aynı duyguyu taşıdığınızı düşünmeyeyim ki? Zira gönüllere kelepçe vurulamadığına göre, zorla sevginin olamayacağını ikimiz ve bütün dünya biliyor. Biliyorum; sen halinden memnunsun.

Ey karanlık devri yaşadığı halde, 21. yy yaşadığını sanan cahil!.. Mutlu yaşamak için, her zaman bir bedel ödemenin gerektiğini hissedemeyen acemi kız. Sana göre aldatmak, oyalamak, gününü gün etmek büyük bir marifet ise, günün birinde bu hatalarının bedelini ödeyecek olmana ne demeliyiz? Ben, sizin gibi olanları iyi analiz edebilmişim bu güne kadar…Resmine, arabasına, takım elbisesine, boyuna posuna parasına bakarak, karşı cinse ilgi duyanların, gün olur eski çamların bardak olduğunu görerek geri teptiklerini çok gördüm. Artık öyle bir zamana geldik ki, ne ekersen onu biçersin sözünün bile hafif kaldığı günleri yaşıyoruz. Sen, bunu anlayamayacak kadar tez canlı, vurdumduymaz, havalı, kibirli ve kendini beğenmişlik az kalır senin bu davranışlarının yanında. Benim sana olan sevgim, ne senden üstündür ne de benden. Eşit, aynı duygu ve düşünce… Kullandığın cümleler, ne seni münevver edecek kadar kalburüstü, ne de beni toy yerine koyacak kadar seçkin ve kurnazca. Yalnız, şunu da unutma ki : Sen var isen sevginde var, yoksan sevginde yoktur. Maddiyatla maneviyatın eşit yürüdüğünü bilecek kadar arif olup olmadığını doğrusu bilemiyorum. Çünkü, sevgimiz, sohbetimiz o kadar derin ve uzun olmadı, maalesef. Tekrar, senin o nüfus memuru edasıyla konuşmalarını ve sohbetini beklemiyorum. Senin ne yaptığını bildiğim için, tekrar neler yapıyorsun şimdi diye boş sözleri gevelemek istemem. Konuyu daha fazla ileri götürmeye ve duygu sömürüsü yapmaya niyetim yok. Gönül isterdi ki, bu mektubu hep güzel temennilerle bitirebilmek fakat siz öyle bir ortam hazırladınız ki, ben tersini yazsam, bu defa yakınlık, sevgiyi devam ettirmek veya gözümün sende olduğu fikrini uyandıracak. Oysa, asla ben böyle bir duygu içinde olamayacağım.

Yalanların, ikiyüzlülüğün, kibirliliğin ve sahte sanal dünyanla baş başa kal !...

BEKARAYDIN
 

Yan gelip yatmayan, teskeresine üç gün kala şehit olan bir askerin, eşine yazdığı son mektubunu tasvir ettik.

01.01.1991
Değerli Hayat Arkadaşım,

Görevimin ne kadar kutsal olduğunun bilincinde fakat sılada bıraktığım sen ve doğacak bebeğimizin daha çok teselliye ve yardıma muhtaç olduğunuzu bilerek bu mektubu yazıyorum.

Sevgili hayat arkadaşım benim, doğacak bebeğimizin, değeri asla maddiyatla ölçülemeyecek olan anası, nasılsın, iyi misin? Sakın kendini üzmeyesin. Yazdığın o acı ve sitem dolu satırlarını okurken,inan ki bir Mehmetciğe yakışmayacak bir davranışta bulundum. Birliğimizde evli ve baba adayı olan sadece benim. Sen, sakın ağlamayasın. Benim şehit olmam da seni üzmesin, gücüne gitmesin. Sakın kahrolma. Benim ve benim gibi şehadet şerbetini içenlerin kıymetinin bilinmediğini anladığın veya hissettiğin zaman kahrolma ve üzülme zamanın işte o zamandır. Senin görevin benden daha çoktur. Hem anne olacaksın, hem de bir şehit eşi olarak, bu vatan için neleri feda ettiğimizin canlı şahidisin sen. İçimden bir ses bana, Bilal, bu senin son mektubundur. Eşine ve doğacak olan çocuğuna hasretle sarılır gibi bütün arzularını, hislerini, duygularını anlat, hepsini bu kâğıda dök diyor. Sevgili eşim, sana yukarıda anlattıklarımdan başka son bir isteğim daha vardır. Doğacak olan çocuğumuz erkek olursa adı Vatan, kız olursa Sıla olsun. Anlıyorum ve hissediyorum, şu anda yine o gözlerin sulandı, gözlerinden akan o pınar gibi yaşlarını silme sakin, silme ki, benim bir Mehmetçik, şehit adayı Mehmetçik, senin de bir şehit eşi olduğunu herkes görsün ve bilsin; unutmasın.

Hayat arkadaşım, olur ki sağ gelemem, olur ki, al bayrakla sarılı tabutum kapıya gelir, evde silahımızdan başka bir şey bırakma. Bütün elbiselerimi garibanlara dağıt. Hatırlar mısın bilmem, hanı bir kışlık paltom vardı, onu çok giydiğim için bana şaka ile takılırdın, bu palto ile birlikte emekli olacaksın derdin. İşte o paltoyu, köydeki Mazlum Hasan’a verirsin. Geri kalanları da sen uygun bulduğun fakirlere verirsin. Onlara, özlem dolu selamlarımı söyle.

Canım eşim, şu anda hainlerin mermileri birliğimizin duvarlarını adeta kalbura çevirdiler ve hala devam ediyor. Dediğim gibi, bu son mektubum olabilir. Senin ve doğacak çocuğumuzun gözlerinden, yanaklarından hasretle, bayrağımı öpercesine öperim.

Eşin Bilal
----------------------------
BEKARAYDIN/09.11.2006
Sevgili Öğrenciler 29.07.2006

Hayatımın en güzel yılları dediğim ve 88’de başlayıp 2004’ün haziranına kadar olan beraberliğimdir. Şimdi ise o yılların hayalını taşıdığımı ve ömrümün en verimli ve mantıklı, dolu dolu geçen aylarını , yıllarını içimde hissediyorum. Bu serabın bitmemesini istiyorum.

Her okulda ayrı bir heyecan, cıvıldayan, neşelenen sizler…Bahçede, sınıfta dünya sıkıntılarından ve sorumluluklardan uzak bir şekilde oynarken, keşke ben de çocuk olsam da bunlarla birlikte oynasam diye düşünürdüm. İnanın. Yarının geleceği olan ve yeni ufuklar açacak olan siz Ayşe’ler, Fatma’lar, Ali’ler, Sümeyye’ler, Burak’lar….Hepinizin, benim gönlümde apayrı bir yeri vardır. Sizleri, hiçbir zaman unutmadım, unutamam da. Fakat emekli olunca sizlerin saçlarını okşayamamak, ellerinden tutamamanın hasreti kat kat çöktü omuzlarıma…

“ Mademki bizleri bu kadar seviyordunuz, öyleyse niçin emekli oldunuz?” diye sordunuz. Haklısınız. Hayatımın yarısını, bundan yaklaşık 20 yıl önce sizler için feda ettiğimi eminim ki siz veya anne, babalarınızdan duymuşsunuzdur. İşte, yaşımızın ilerlemesi, sosyal veya fiziki şartlar bizi emekli olmaya mecbur etti. Benim, sizleri yada sizin beni sevmeniz için illa da bir yerde bulunmanız şart değil ki, sevgili yavrularım? Benim fikirlerimi, tavsiyelerimi ve size bıraktığımı sandığım vatan ve millet, bayrak sevgisini anladıktan sonra, beni hep karşınızda ve yanı başınız da bileceksiniz. Yine, bu fikirleri savunup koruduğunuz sürece beni hap saçlarınızı okşadığımı ve ellerinizden tutup ufuklara doğru yürüdüğümüzü unutmayın, hissedin.

Sevgili öğrencilerim, sizlerden büyüklerinize saygı, küçüklerinize sevgi ve şefkat göstermenizi isterim. Devletimize, bayrağımıza sahip çıkın, saygı gösterin, haksızlıklara göz yummayın, hakkınızı kimseye yedirmeyin. Sınırı aşmayın, doğruluktan şaşmayın. Haklı olduğunuzda konuşmanızı, haksız durumda da susmasını bilin. Hiç bir zaman taassup sahibi olmayın. Yerine göre ya çelik gibi sert ya da bir kadife kadar yumuşak olmalısınız.. Sevdiğiniz veya size yakışan bir mesleği seçiniz. Onur ve şerefin tamiri yapılmaz; onun için kırılmasına veya incinmesine müsaade etmeyin.

Sizler, İkizdere’ye bağlı dokuz ayrı köyün tarlasında ektiğim tohumlarsınız . Hepinizin meyvesini görmeye, mukadderat sahibi Allah, izin verir mi bilemem fakat bizden sonra gelenlere mirasımız kalır. Bu konuda vicdanım rahat ! Sevgili yavrularım, sizlerle her zaman, her yerde sohbet etmek nasıp olur İnşallah. Bana her sıkıntınızı, sorunlarınızı anlatabilirsiniz..

Başınıza düşen taşın adı sevgi, size vurulan her darbenin adı mutluluk olsun. Gülleriniz hiç solmasın. Kendinize iyi bakın. Gözlerinizden öperim. Allah’a emanet olun.

Öğretmeniniz Aydın/İstanbul



Ey Oğul

Bilmem hatırladın mı? Beni, bu dört kara duvarın birleştiği yere yollayacakları zaman, “Baldıran zehri mi yoksa otuz yıl hapis mi istersin?” diye sordukları zaman, ben, zehri tercih edecektim fakat bir an düşündüm ve bunlara, benden kurtulma zevkini yaşatmamak için otuz yılı seçtim. Evet oğul tam otuz yıl….

Buraya geldiğim ilk gün, 1m karelik oda ve bu kirli duvarları görünce, keşke zehri içseydim diye içimden geçirdim. Ben, dışarıdan haber alamazsam yok olurum; perişan olurum diye bu kara duvarları, ellerim kanayıncaya, parmaklarım kırılıncaya kadar yumruklamıştım. Bu sabah, sabah namazını kılmadan önce, önümdeki 15 cm karelik aynaya baktım-ölmeyeceksin ,ölemezsin, pes etmek yok; dedim kendi kendime.. Oğlum, sen benim dışarıdaki elim, kolum, gözüm ve ayağım olacaksın!.. Ben, yalnız etten ve kemikten olan vücudumla buradayım. Ruhum, fikrim, idealimle dışarıdayım. İşte o dışarı da olan ben sensin. Unutma, unutturma. Bana gelirken bir parça temiz çamaşır, bir kalıp sabun ve bir kaç paket de bu zehirli sigaradan getirmeyi unutmazsın inşallah.

Burada bazen geceler gündüz, gündüzler de gece olur…Burada, gecelerin gündüz olması rahatlıktan değil. Hapishane müdürünün gece yarısı koğuşların bütün lambalarını yakarak, insanları soğuk su ile u yandırıp sayım yapmasındandır.

Ey oğul, bilirsin ki, ben ozanlarımızı çok severim…Bu sabah, radyoda Köroğlu söylüyordu:” Hey hey! Yinede Hey Hey!.”.Bende bir ara bu sese eşlik edecektim ve Yine de de Hey Hey!.. dedim fakat ikinci nakaratı söylemeye imkân vermediler. Tam ağzımı açtım ki gardiyanın tekmesini ensemde gördüm. Bana:”Ulan!. Burası savaş meydanı mı?Burası kodes oğlum kodes….” dedi bana. Sonrada enseme sertçe şamar atarak tekrarlattı bana..Ben de acının verdiği o hâl ile tekrarlamak zorunda kaldım: Kodes dedim; ister istemez. Sonrada: “Aferin, eşşoğlu, anlamaya başladın.”dedi. Sonrada pis pis sırıtarak odasına gitti.

Ey oğul, biliyorsun ki, köyde 20 tane asker ailesi var. Onları sık sık ziyaret ede. Sor bak , ne eksikleri varsa hemen hiç bekletmeden karşıla. Paramız yetmiyorsa, evin arkasındaki çiftliği sat. Okul inşaatı devam ediyor mu? Sakın tembellik etme, ya çalış, yada para ver yerine adam çalıştır. Okusun kızlarımız, oğullarımız…Zaten başımıza ne geldiyse cahillikten geldi. Gelirken bana ince tel, iplik, makara, şiş getir. Onlardan süs eşyası yapacağım. Sende onları dışarıda satacaksın. Biliyorsun. Dostum, arkadaşım Hasan’ın, doktorlukta okuyan oğlu Zeki ve Niyazi dedemizin de hakim ola- cak kızı var. Onların harçlıklarına katkıda bulunmak zorundayız. Sakin ha, bir kuruşuna bile dokunayım deme!..

Oğul, sana çok görev verdim.Eğer haftaya gelemezsen, bir sonraki hafta gelirsin.İstersen yanında temiz çamaşırda getirme. Zaten, kirlenmiş bu düzende temiz çamaşır giymek bana biraz abes geliyor. Sana, köyle ilgili verdiğim görevleri unutma yeter. Seni köyümden, köyümüzü de senden ayrı tutamam. Hepinizi bu yaralı yürekte taşıdığımdan asla şüphe etmeyin.

Köyümüzün yediden yetmişe, kadınına, kızına, yaşlısına, gencine, ıssız kalmış virane evlerine, sularına, çeşmesine selamlarımı söyle. Sakın ola, ziyaretime gelemedikleri için, görüştürmedikleri için, onlara kızdığımı veya küstüğümü düşünmesinler. Benim bayrağımın, milletimin, atalarımın yolundan gittikleri sürece, bilsinler ki, ben her zaman onların yanındayım…Böyle bilsinler ey oğul…

BEKARAYDIN/İstanbul-18.07.2006
 
 
Oğlum Memiş,

Uzun zamandır, mektubuna cevap veremediğim için, benim kusuruma bakmamanı rica ederek başlıyorum. Canım evladım, bil ki bu garip baban, seni hiçbir zaman unutmadığı gibi bundan sonra da unutmayacaktır. Gurbete çıktığın günden beri, sana olan özlemimden dolayı hep soğan ekmek yiyorum ve yerken de seni hatırlıyorum. Ben, sana bunları üzülesin diye anlatmıyorum. Zalim ananın ölümünden sonra, ne senin, ne de benim yüzüm gülmedi. O anan vardı ya, o hınzır anan? Ha işte o anan, ben 11 tane erkek evlat istedim, bir futbol takımı kuracaktım.Fakat, her gece bir bahane uydurup benden kaçardı.Hiç unutmam, bir kez ahırda yakaladım O’nu. Yeter artık, şu takımı kuralım dedim. O da: Nuh dedi, peygamber demedi, benim bu nazik ve kibar teklifime.”Hayır, kesinlikle olmaz, tek evlat istiyorum. Adı da Memiş olacak.” dedi. İşte, sen o kararlı günün sonunda dünyaya geldin.

Canım uşağım, göreyim seni. Paranı kazan ve helal süt emmiş biriyle evlen. Benim sana tek vasiyetim o dur ki, Alacağın kıza, birinci şartın şu olsun: 11 tane erkek evlat…. Kabul etmezse, kesinlikle nikâh masasına oturma!. Ne güzel olurdu değil mi oğlum? Ben teknik direktör, sende baş antrenör. Bu yeşil sahaların tozunu atardık alim Allah. Takımın adını bile şimdiden koydum: KÜLYUTMAZSPOR..Bizim için şampiyonluk, çocuk oyuncağı olurdu. Oğlum, ne eder edersin, bu vasiyetimi yerine getir. Yoksa, bir gün sana,” Baban hastadır, acele gel! diye bir haber gelirse şayet,o futbol takımını kurmadan yanıma gelme sakin, hakkimi sana helal etmem, bilmiş ol !...

Ha evladım, aklıma gelmişken söyleyeyim. Geçen gün ahırdaki çiçekli dana vardı ya, onu çayırda beklerken komşumuz Hayriye Hanım yanıma geldi.İnanır mısın oğlum, ağzından bal damlıyordu. Geçen ay kocası eşekten düşüp ölmüş, tabi O da dul kaldı, senin anlayacağın. Gençlik yıllarını anlattı bana, ballandıra ballandıra….Hatta, konuşmamızın bir yerinde, bana ne dedi bir bilsen:” Bu zamanki evlatlardan hayır yok ! Sen şimdi İstanbul’a giden Memiş’ten ne bekliyorsun, Allah aşkına? Tabii ki, kalbi kırılmasın diye, bende O’na haklısın dedim. Valla oğlum bu kadın milleti adamı küpe atar. İki saat konuştum Onunla, beni evlenmeye razı etti. Kızmıyorsun babana değil mi oğlum? “Ahırda ki ineklerini sağar, size sıcak süt, yağ, peynir yaparım, elbiselerini yıkar ve ütü yaparım. Ben her işten anlarım.” dedi. Hanı diyorum ki, bende bu yaşta bir futbol takımı kursam burada, fena mı olurdu? Ne dersin canım evladım, alayım mı şu Hayriye’yi? Gözlerinde bir ana görsün bari. Sen, şimdiden takım formalarının siparişini ver.

Selam eder, gözlerinden öperim. Taze anan da selam söyledi sana.

BEKARAYDIN/24.06.2006
 
SEVGİLİ ÖĞRETMENİM

Öncelikle sizi çok sevdiğimi söylüyorum. Çok kısa yazacağım çünkü zaman yetmez eğer çok yazarsam yazım yarım kalır. Özür dilerim yazı yazmayı pek beceremiyorum.Siz gidiyorsunuz diye kalplerimiz süzülüyor. Geç kaldık öğretmenim.Aslında daha çok yazacaktım ama zaman yetmiyor. Bizi beş ay olsa bile yinede çok eğlenceliydi.Teşekkür ederiz.İyi yolculuklar öğretmenim, çok teşekkürler öğretmenim.

Eski Öğrenciniz
SÜMEYYE
Canım Anacığım, 30.03.2006

Yeryüzünde, Allah'ın yarattığı, en mükemmel, en kutsal insan,Gerçek müminlerin gönderileceği cennetini bile ayaklarının altına feda ettiği ettiği güzel insan, canım anacığım nasılsın? Seni bir gün görememek, dünyanın sonunu, bir insanın kendi elleriyle yok etmesi kadar elem ve kederdir.Bizi yaratan yüce Allah, kendisi olmasaydı, ancak ona ibadet edilebilir dediği mükemmel ve bütün maneviyatın üstünde olan varlık, anam benim, canım anam,Ömrümce sırtımda taşısam bile, bana verdiği emeklerin bir saniyesi bile olamaz.Ömrümün geri kalanını bile sana vermesini istediğim ve bunun için her fırsatta Allah'a yalvardığım biricik anam.

Sen, o rahatsız halinde bile evlatlarını düşünen bir insansın, dert etme anacığım. Benim tek düşündüğüm de sensin. Benim yalnızlığımın müsebbibi olanlar, senin ayaklarının altında olmayan, cehennemin ortasında kalmaları için de Allah'a dua ediyorum her gün.Otuz yaşında bile sırtında taşıdığın bu evladın, şimdi de seni düşünüyor ama derdine çare olamamak, beni yakıyor ve yıkıyor. Ne olur benim canım anacığım, artık benim için gözyaşı dökme.Sen, görevini fazlasıyla yaptın, bırak ta biz kendi halımızı kendimiz düzeltelim. Senden beklediğim tek bir şey kaldı, her zaman namaz da duanı bizden esirgeme.

Senin çile çeken ellerinden öperim.Yeterince ağlamışsın zaten, tekrar ağlama.

Oğlun, Bekaraydın
 
 
  Kasım2007'den bugüne kadar 17702 ziyaretçi