Turk Bayrağı


   
  ASLINI İNKAR ETMEYENLER
  SAĞLIK
 

                               

 
 
 


ALZHEİMER HASTALIĞI NEDİR?

İlerleyen yaş gecikmeli hatırlamada güçlük, azalmış bilişsel esneklik ve bellek ile bazı görsel mekansal becerilerde bozulmayla ilişkilendirilebilir (Weintroub, 2000). Normal şartlarda; ilerleyen yaş ile birlikte seyreden bu gibi zihinsel değişiklikler bir takım ip uçları ve hatırlamayı kolaylaştıracak yollar kullanılarak telafi edilebilir. Bu durumda yaşlı kişinin zihinsel fonksiyonları test edilecek olsa normal sınırlarda fakat daha yavas olması beklenir (Morris and Peterson). Fakat ilerleyen yaşla birlikte zihinsel faaliyetlerde ve günlük yaşam aktivitelerinde bozulmaya neden olan bir hastalığın ortaya çıkması kendini başlıca unutkanlık şikayetiyle belli eden nörolojik bir hastalığın habercisi olabilir.

Bunlardan en sık görülen Alzheimer Hastalığı (AH) ilerleyici bir nörolojik hastalıktır. Klinik olarak incelediğinde AH bilişsel ve işlevsel düzeyde ilerleyici bir kötüleşme ve hafıza ile diğer entellektüel faaliyetlerde belirgin bozulma olarak karşımıza çıkar (Scinto&Daffner,2000). Bunlar;

- Yeni bilgileri öğrenmek veya daha önce öğrenilmiş olan bilgiyi hatırlama becerisinde bozulma
-  Konuşma bozukluğu
-  Motor işlevlerin korunuyor olmasına rağmen motor etkinliklerin yapılamaması
-  Duyu işlevlerinin korunuyor olmasına rağmen objelerin tanınamaması
- Planlama, organizasyon, dikkati odaklama, görünümün altında kalanı kavrama gibi işlevlerde bozulma (DSM-IV).

Yukarıdaki belirtiler kişinin sosyal ve mesleki yaşamında hastalık öncesine göre belirgin bozulmaya neden olur ve bir başka hastalıkla ortaya çıkan geçici bozulma değildir. 85 yaşın üstündeki popülasyonun %50'sinde Alzheimer Hastalığı'nın ortaya çıkması bekleniyor. Alzheimer vakalarının %25'inin genetik mirasla ilişkili olduğu ortaya konulmuştur. Hastalık geri döndürülemez olsa da süreci yavaşlatılabilir. Bunun anahtarı erken tanıdır. Hastalığın prognozu yavaş ilerleyen periyodlardan oluşabileceği gibi hastanın fizyolojik durumuna ve genetik mutasyonuna bağlı olarak akut fazlardan da oluşabilir. Alzheimer Hastalığı'nın en erken belirtisi kısa süreli bellekteki kayıplardır. İlk zamanlarda oldukça hafif olabilir ve hasta tarafından gizlenebilir. Hasta yakınları da bunu bir hastalık belirtisi olarak görmekten çok yaşlanma sürecinin normal bir hastalık belirtisi olarak yorumlama eğilimi gösterirler (Cohen,1999).
Ortalama 8 ila 10 yıl sürüp mortaliteyle sonuçlanan AH gelişim evresinin geriye dönüşü olarak düşünülebilir.

Hastalığa adını veren Alois Alzheimer 1864-1915 yılları arasında yaşamış bir psikiyatristtir. 3 çocuk babası olan Alzheimer tüm yaşamını Almanya'da geçirmiştir. Hastalarındaki davranış bozukluklarını organik nedenlere bağlama eğilimindeydi. Şefi olduğu klinike Auguste D., isimli 1850 doğumlu bir kadın hastasının sergilediği belirtiler dikkatini çeker ve ayrıntılı olara incelemeye başlar. Geldiğinden itibaren konuşması bozuk olan hastasını izlediği süre boyunca Bayan August yavaş yavaş nesneleri adlandıramaz, doğum yerini hatırlayamaz, basit matemetik işlemleri yapamaz olur, yazı yazma ve okuma becerisini kaybeder,  gittikçe endişeli ve kaygılı ve hatta sinirli davranır olur, kimsenin duymadığı sesler duyduğunu söyler. Gün aşırı ziyaretine gelen doktorunu tanımaz hale gelir (Maurer&Maurer, 2001). Hastalık; bu belirtiler bütününün bilinen diğer hastalıklardan farklı olduğunu düşünen Alois Alzheimer'in adıyla anılır.

Nedenleri

Alzheimer Hastalığı için beyinde asetil kolin azalması bir neden olarak bilinmektedir. Yapılan çalışmalar  AH hastalarının beyinlerinin dış yüzeyinde nedeni bilinmeyen anormal protein birikimi olduğunu ve buna bağlı olduğu düşünülen hücre kaybı ve hücreler arası bağlantıların kaybolduğu görülmüştür (Giacobini, 2000).
Ailede bu hastalığa yakalanmış bir birey olması bir risk faktörü olarak görülmekle birlikte daha çok genetik bir hastalık olduğu bilinmektedir.

Belirtileri

  1. Unutkanlık: Eşyaların yerleri (gözlük, cüzdan gibi), tanıdığı insanların isimlerini veya yüzlerini, bir işi yapıp yapmadığını unutur. Bunlar günlük hayatın hızlı akışında hepimizin yaşadığı unutkanlıklar gibi gözükmektedir, fakat Alzheimer hastaları eşyalarını uygunsuz yerlere koyarak ya da uygun yerde aramayarak hiç bulamaz. İnsan ve nesne  isimlerini hatırlayamaz. Yeni tanıştığı insanları hatırlayamaz, soruları cevaplarını aldığını unutarak tekrar tekrar sorar ya da söylediğini unutarak aynı cümleyi tekrarlar
  2. Günlük yaşam aktivitelerini etkileyen hafıza kaybı: Kendine bakım, yemek yeme düzeni ve adabı, tuvalet kontrolü gibi temel becerilerde kayıp olabilir.
  3. Kazanılmış becerilerin kaybı: Sık sık yemeği ocakta unutuarak yakmak, araba kullanırken tehlike doğuracak beceri kaybı, markette para sütü hesaplayamamak gibi kazanılmış bir takım becerilerin kaybı sadece 'unutkanlık'la açıklanamayabilir. Bunun yanında hasta yeni becerileri öğrenemez hale gelir; örneğin cep telefonu ya da bankamatik kullanmayı öğrnenememe gibi. Bu durumda bir ev hanımı artık yemek yapamaz, bir terzi artık dikiş dikemez hale gelebilir.
  4. İletişim: Bazen bir tanıdığın adını istenildiği anda hatırlayamayıp bir süre sonra hatırlamak doğal karşılanabilir. Kelime bulmada güçlükler ortaya çıkar; bu insan ismi olabileceği gibi akıcı konuşmasını kesintiye uğratacak şekilde nesne isimlerini bulma da olabilir. Kişi cevabını almış olmasına rağmen sorduğu bir soruyu hem cevabını hem de sorduğunu unutarak tekrar tekrar sorabilir ve ya eskisine kıyasla daha kısıtlı sayıda kelimeyle ve daha zayıf bir gramer yapısıyla kendini ifade eder hele gelebilir. Uzun konuşmaları takip etmekte zorlanabilir.
  5. Oryantasyon bozuklukları: Haftanın hangi gününde, ayın kaçında olduğunu bilemeyebiliriz fakat sonra takvim bilgilerine uyum sağlarız. AH hastaları ise yıl, ay ve gün gibi  zamansal bilgileri kaybeder. Bu durumda günlük aktüel olayları takip etmekte başarısız hale gelir. Kişi bulunduğu yeri karıştırabilir ya da nerede olduğunu bilemez hale gelebilir. Kişi kendine dair bilgilerde de kayıp yaşayabilir. Örneğin doğum tarihini, yaşını bilemeyebilir.
  6. Muhakeme güçlüğü: Karşılaştığı  herhangi bir durumu mantık çerçevesinde yargılayamayabilir. Karar vermekte güçlük çekebilir.
  7. Görünenin altında yatanı kavrama (soyut düşünme) güçlüğü
  8. Davranış değişiklikleri: AH hastaları ani davranış değişiklikleri gösterebilir, bunlar duruma uygunsuz olabilir; nedensiz ani sinirlenmeler gibi. Gördüğü gündüz hayalleri ya da duyduğu sesler nedeniyle korkup ajite davranışlarda bulunabilir (Stur, Smith,Rummans,2002).
  9. Kişilik değişiklikleri:  Şüpheci, sinirli, huzursuz ya da tamamen ilgisiz bir kişi haline gelebilir.

Teşhis

AH'nın tanısı koyulabilmesi için bir çok disiplinden klinisyenin muayenesi ve bir çok tetkik yönteminin  kullanılması gerekmektedir. Bu sayede fizyolojik, psikolojik ve nörolojik değerlendirmeler yapılır. Radyolojik görüntülemeler, nöropsikolojik testler ve tüm bu tetkik sonuçları ile muayenesini yapacak nörolog birlikte çalışırlar.
Hasta insiyatifini kaybetmiş, kendini ifade edemiyor gözükse de içinde  bulunduğu durumdan rahatsız olması doğaldır. Yetersizlik hissiyle duygusal olarak çöküntü yaşayabilir.  Hastalığın seyrini ağırlaştırmaması ve hastanın yaşam kalitesini yükseltebilmek açısından kişilik değişiklikleri ve davranış bozuklukları için bu alanda uzman bir psikiyatr (nöropsikiyatr ya da yaşlılık psikiyatristi) tarafından muayene edilmelidir.
Kişinin zihinsel fonksiyonlarındaki kayıpları ayrıntılı olarak ortaya koymak  ve ayırıcı tanı için nöroloğa yardım etmek üzere alanında uzman bir psikolog tarafından nöropsikolojik değerlendirilmesi yapılmalıdır.
Yine hastalığın verdiği hasarı saptamak ve ayırıcı tanı için nöroradyolojik görüntüleme tetkikleri nöroloğa yol gösterici olur.

Tedavi

Günlük yaşam kalitesini düşüren unutkanlık ve ilişkili beceri kayıplarını durdurmayı hedefleyen bir tedavi yaklaşımı izlenir. Hastalığın nedeni olan asetil kolin azalmasını engellemek üzere medikal olarak asetil kolin esteraz inhibitörü verilir (Enz, 2000). Bununla birlikte hastalığa eşlik eden davranış değişiklikleri, uyku ve yeme düzensizliği gibi problemlerin kontrolünü sağlamak ve bu sayede hastayı ve hastalığı daha stabil hale gelmesini sağlamak için psikiyatrik yardım tedaviye eklenmektedir. Hastalığın stabilizasyonunu ve hastanın konforunu sağlamakta önemli katkıları olduğu bilinen düzenli beslenme ve düzenli uyku tedaviye oldukça yardımcıdır. İlerki oturumlarda ayrıntılı olarak tartışılacaktır.

KAYNAKLAR

Giacobini,  E. 2000. Alzheimer hastalığının tedavisinde kolinesteraz inhibitörleri:Farmakokinetik ve farmakodinamik değerlendirmeler. s:Alzheimer Hastalığının Farmakoterapisi (Gauthier,S. Ed.) Yelkovan Yayıncılık İstanbul.

Enz, A. 2000. İlaç grupları. s:Alzheimer Hastalığının Farmakoterapisi (Gauthier,S. Ed.) Yelkovan Yayıncılık İstanbul.

Scinto, L.F.M.,  Daffner, K.R. 2000 Early Diagnosis of Alzheimer's Disease. s:3 (Scinto, Daffner eds.) Humana Press, New Jersey.

American Psychiatric Association. 1994. Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders (4th ed.). Washington,DC.

Maurer K & Maurer U. 2001. Alzheimer bir hekimin yaşamı ve bir hastalığın tarihçesi (çev.Demiralp, T.) Yelkovan Yayıncılık İstanbul.

Weintroub S. 2000. Principlesof Behavioral and Cognitive Neurology. (Mesulam MM,Ed.) Oxford University Press: New York.2.edition

Morris JC, Peterson RC.  Is mild cognitif impairment simply incipent alzheimer's disease? 

Kaynak:www.isinbaral.com/25.06.2008
 


BEHÇET HASTALIĞI BELİRTİLER Ağız Yaraları (Aftlar) Ağız yaralarına hemen hemen her hastada rastlanır. Bununla birlikte % 1-3 gibi az bir kısım hastanın ağızda yara şeklinde bir belirtiyi hiç göstermeksizin, sendromun diğer belirtilerini gösterdiği de bilinir. Bu yaralar genellikle sendromun ilk belirtisi olmaktadırlar. Diğer belirtiler ortaya çıkmadan yıllarca yalnız aft yakınması bulunan hastalar seyrek değildir. Behçet'te ağız yaralarının büyük çoğunluğu, sık gözlenen bir hastalık olan tekrarlayıcı aftlardan ayırt edilemez ise de, çok sayıda olmaları ve daha sık nüks etmeleri gibi farklılıklar vardır. Behçet'teki aftlar genellikle ayda bir veya birkaç kez tekrar eder ve birkaç gün ile bir hafta içinde iyileşirler. Sayıları birkaç tane olup, zaman zaman ağrı hissine yol açabildiklerinden hastanın beslenmesini zorlaştırabilirler. Cinsel Bölge Yaraları (Genital ülserler) Cinsel bölge yaraları küçük, deriden kabarık kırmızılık veya sivilce halinde başlar, ve bunu çabucak, zımbayla delinmiş gibi görünümde ve yavaş iyileşen yaranın gelişmesi izler (Soldaki resim). Bu yaralar hemen hemen her zaman yerlerinde iz barıkarak iyileşirler. Sağdaki resimde bir yara sonrası kalmış iz görülmektedir. Cinsel bölge yaraları aftlara kıyasla, sayıca daha azdır ve daha uzun sürede iyileşirler. Behçet sendromunda cinsel bölge dışında da benzer yaralar gözlenebilir. Koltuk altları, kasıklar gibi büyük kıvrım yerlerinde, sivilce şeklindeki belirtilerin patlamasıyla ortaya çıkan bu tür yaralara hastalarda zaman zaman rastlanabilir. Deriye Ait Belirtiler Behçet sendromundaki deri belirtileri üç tipe ayrılabilir: (i) kırmızı ve ağrılı yumrular şeklindeki belirtiler; (ii) sivilce benzeri belirtiler; (iii) deri damarlarının hastalanmasıyla ilgili belirtiler. * Yumrulu Belirtiler: Genellikle birdenbire ortaya çıkan, yuvarlak veya oval, fındık ile ceviz arasında değişen büyüklükte, parlak kırmızı, duyarlı, ağrılı belirtilerdir. Bazen bir toplardamarı izliyormuş görünümde sertlikler geliştirebilirler. Özellikle bacaklarda yerleşirler. 10-15 gün içinde, yara haline dönmeden, bazen yerlerinde hafif bir leke bırakarak iyileşirler. * Sivilce Benzeri Belirtiler: Mikropsuz cerahatli sivilceler şeklinde görülürler. Ense, sırt, yüz, göğüs, kollar ve bacaklar, kalçalar, kasıklar ve cinsel bögede yerleşirler. Olguların % 60-85'inde gözlenir. Görünüm açısından diğer nedenlerle meydana gelen sivilcelerden hiç bir farkları yoktur. Bu nedenle ancak hastalığın başka belirtileri de varsa tanı açısından değer taşır. Paterji (Derinin Özgün Olmayan Reaksiyonu) Bu test, Behçet sendromlu hastanın önkol derisine steril bir iğne batırılarak yapılır. Reaksiyonun oluşabilmesi için iğnenin dermis adı verilen katmana kadar girmesi gereklidir. 24 saatte belirginleşip 48 saatte maksimum olan reaksiyonda önce kırmızı bir halka ile çevrili, 1-2 mm'lik bir kabarıklık belirir. Öyle kalabildiği gibi çoğu kez 1-5 mm'lik bir steril cerahatli sivilce haline döner. Yandaki şekilde böyle bir reaksiyon görülmektedir. Türk Behçetlilerde özgüllüğü ve duyarlılığı oldukça yüksek bir test olarak kullanılabilmektedir. Türkiye, Japonya ve diğer Akdeniz ülkelerinde pozitiflik oranının % 50-80 olmasına karşın, İngiltere ve Amerika'da pozitifliğe pek rastlanmaz. Test erkeklerde kadınlara kıyasla daha şiddetlidir, ancak paterji pozitifliği ile hastalığın klinik şiddeti arasında bir ilişki yoktur. Göz Belirtileri En önemli organ tutulmalarından biri olan gözdeki iltihaplanma hastaların yarısında tespit edilir. Gözde kanlanma ve bulanık görme şeklinde kendini gösterir. Erkeklerde ve genç kişilerde göz hastalığı daha sık ve seyri daha ağırken, kadınlarda ve yaşlılarda ise daha seyrek ve daha hafiftir. Göz belirtileri, değişik şekillerde olabilmektedir. Yandaki resimde okla gösterilen, hastalığın ilk tanımlanan bulgularından biri olan hipopiyon'dur. Göz tutulması bulunan hastaların ancak % 10-20'sinde körlüğe kadar gidebilen ağır bir seyir söz konusudur. Eklem Belirtileri Hulusi Behçet, bu sendromu tanımladıktan bir sene sonra, 1938'de hastalarında romatoid ağrılardan bahsederek ilk kez eklem tutulmasını da bildirmiştir. Behçet hastalarının hemen hemen yarısında görülen eklem tutulması hastalığın ana yakınma ve bulgularından bir tanesidir. Bu tutulma eklem ağrısı şeklinde olabileceği gibi, daha sıklıkla eklem şişmesi şeklinde karşımıza çıkar. Bu durum ortaya çıktığı zaman eklemde ağrı, şişlik ve hareket kısıtlılığı olmasına rağmen kızarıklığa pek rastlanmaz. Tutulan eklemler, en sık dizler olup onu sırasıyla ayak bileği, el bileği ve dirsek takip eder. Şekil bozukluğu pek yapmaz ve genellikle 1-2 hafta içinde kendiliğinden iyileşir. Damar Belirtileri Behçet sendromunda toplardamarların tutulması sık, atardamarların ise seyrektir. Tromboflebit genelde hastaların dörtte birinde ve hemen hemen her zaman erkeklerde görülürken kadınlarda çok seyrek gözlenir. Bacakta şişlik şeklinde kendini gösterir. En sık olarak yüzeyel veya derin tromboflebit şeklinde karşımıza çıkar. Özellikle bacaklardaki tromboflebit uzun sürdüğü zaman zor iyileşen bacak yaralarına neden olur. Sinir Sistemi Belirtileri Hastalarda şiddetli baş ağrısı, çift görme, kol veya bacaklarda uyuşukluk, kuvvetsizlik, dengede güçlük gibi yakınmalar olabilir. Merkezi sinir sistemi tutulması düşük oranda görülür. Mide-barsak Belirtileri Karın ağrısı, ishal gibi belirtiler görülebilir. Barsaklarda yaralar olabilir. Türkiye'de Behçet'li hastalarda oldukça seyrek görülür. Bu tür belirtiler, Japonya'da sıktır. Kaynak:www.hulusibehcet.net/21.02.2008

                 

                 

Kuduz nasıl bulaşır?

Tüm hayvan sahiplerive hatta sokaktaki insanlar da kuduz hastalığından korkar. Yaygınlığı gün geçtikçe ilerlemektetir.

Bir enfeksiyon hastalığı olan kuduzun etkeni spesifik bir kontagiyöz (bulaşıcı) virüs; �;;rabdoviridae�;; ailesinden zarflı bir RNA virüsüdür. Kuduz enfeksiyonu , virüsün bulunduğu salya ile temas sonrasında gerçekleşir. Bu temas ısırma, sağlam olmayan derinin yalanması, mukozaların yalanması şeklinde gerçekleşebilir. Kendi patisini yalayan kedinin tırmalaması sonucu da kuduz bulaşabilir. Mağara gezen kişilerin, yarasaların aerosol şeklinde havaya saçtığı damlacıkları soluduğu ve böylece virüs kaptığı söylense de bu bilimsel olarak kanıtlanamamıştır. Aynı şekilde kuduz olduğu bilinmeyen kadavradan alınan korneanın transplantasyonu sonucu kuduz bulaştığı da kanıtlanamamış bir iddeadır. Hele içme suyuyla, cinsel yolla, solunum yoluyla, barsak solucanlarıyla bulaştığına dair hikayeler ise sadece tarih sayfalarında kalan birer söylentidir. Kuduz bir hayvanın ısırdığı hamile kadının karnındaki çocuğuna kuduz bulaşması mümkün değildir. Kuduzun tek ve kesin bulaşma yolu kuduz bir hayvanın ısırdığı açık yaradır.

Kuduzun Belirtileri

Hastalıklı hayvan tarafından ısırıldıktan sonra kas dokusuna giren virüs, önce kas dokusu içinde çoğalır. Daha sonra periferik sinirler aracılığıyla merkezi sinir sistemine ve oradan hızal beyine ulaşır. Beyine yerleşip işgal eden virüsün artık yukarı hareketi tamamlanmış ve aşağı doğru hareketine başlar ve göz, tükürük bezleri, deri gibi organlara yerleşir. Burada önemli olan nokta, bu seyir esnasında çok az antijen salınması, antikor oluşmamamsı ve adeta virüsün kendisini saklamasıdır. Bu nedenle labaratuvar tanı yöntemleri klinik belirtiler tam ortaya çıkmadan (yani iş işten geçmeden) sonuç vermez.

Kuduzda kuluçka süresi ortalama 10-60 gün arasında değişmekle birlikte, litaratürde bu sürenin 2 güne kadar indiği; bazen yıllara kadar uzadığı vakalar görülmüştür. Özellikle çocuklarda, baş, yüz gibi beyine yakın ya da sinir dokusunun yoğun olduğu bölgelerin ısırıldığı durumlarda ve mukozanın yalandığı hallerde kuluçka süresinin çok kısaldığı görülmüştür.

Kuduz virüsü alan bir insanda ilk belirtiler, sanılanın aksine, genellikle kuduzu düşündürmeyen basit bir üst solunum yolu enfeksiyonu şeklinde görülür. Hastalık tablosu tamamen oluşmadan bir iki gün önce ise, iyileşmesine rağmen ısırık yerinde kaşıntı, iğne batması hissi, sinir trasesi boyunca yayılan bir ağrı gibi belirtiler oluşur. Ayrıca kişilik değişiklikleri görülür.

Hastalık oluştuktan sonra 3 temel formda seyredebilir. �;;Spastik form�;;da hidrofobi (su korkusu) ve aerofobinin oluştuğu klasik, spazmlarla karakterize kuduz seyri izlenir. �;;Demans form�;;da uç noktada aşırı uyarılma veya adeta delirme hali görülür. �;;Paralitik form�;;da kısmi felçler izlenir. Diğerlerine oranla daha uzun süren bu durumda şüpheli bir tanı yoksa, genellikle kuduz tanısı konamadan, nörolojik problemlerle uğraşılırken hasta kaybedilir.

Kuduz hasatalığı bir kez oluştuktan sonra ölüm kaçınılmazdır. Önemli olan hastalık oluşmadan vücutta koruyucu antikor düzeyini oluşturmaktır.

Kuduz İnsan Vücudunu Nasıl Ele Geçiriyor ?

Kuduz olmuş bir hayvan ya da insanda belirtileri birdenbire ortaya çıkıyor. Çünkü hastalığın kendisini göstermesi için virüsün öncelikle beynin cornu amanois bölgesi ile cerebellum bölgelerine ulaşması gerekiyor. Bunun süresi ise ısırığın bulunduğu yere bağlı. Eğer ısırık insanda boyun ve baş bölgesinde ise 3 hafta, belden aşağıdaysa 1,5 ay içinde ortaya çıkıyor. Bu süre kuduz hastalığından kurtulmak için tek ve son şans.

Sinir sisteminde ilerleyerek beyne yerleşen virüs burada çoğalarak biraraya geliyor ve �;;Negri cisimciği�;;ni oluşturuyor. Buradan vücuda yayılan virüsler ilk olarak tükürük bezlerine iniyorlar. Arkasından yutak felci başlıyor. Aynı zamanda aşırı saldırganlık, ışığa ve sese aşırı duyarlılık başlıyor. Çene kaslarının felci sonucu alt çene düşüyor ve son aşamada felçler tüm organlara yayılıyor.

Kuduz bir hayvan tarafından ısırılınca ne yapmalıyız ?

Herhangi bir hayvan ısırdıktan sonra kuduz ihtimaline karşı ilk yapılacak şey hiç vakit kaybetmeden yarayı bol sabunlu veya deterjanlı suyla yıkamaktır. Bu işlem yaranın üzerindeki virüsleri öldürmüyor, ancak büyük bir kısmını yaradan uzaklaşmasını sağlıyor. Bunun ardından yara alkol veya tentürdiyot ile temizlenmeli. Bu işlem yara üzerinde kalan virüslerin bir kısmının ölmesini sağlıyor. Yara ne kadar büyük olursa olsun yaraya dikiş atılmamamsı gerekiyor. Çünkü bu işlem o bölgedeki sinir uçlarını uyararak sinir uçlarının çoğalmasını sağlıyor. Bunların dışında tetanoza ve diğer enfeksiyonlara karşı önlem alınması ve antibiyotik tedavisine başlanması gerekiyor.

Yalancı Kuduz (Aujeszky)

Bütün hayvan türlerinde görülen bu hastalık ultra virüsten ileri gelir. Hayvanlarda şiddetli kaşıntı, çırpınma ve felçler görülür. Hastalık çok hızlı seyreder ve domuz dışında bütün hayvanlarda ölümle sonuçlanır. Budapeşte Veteriner Yüksek Okulu Müdürü Prof. Aujeszky Aladar tarafından tanımlanan bu virüs, kesinlikle insanlara bulaşmıyor. Bu virüs Türkiye�;;de ilk defa 1932�;;de İstanbul Kuduz Müessesi Müdürlüğünde görevli Doktor Zekai Muammer Tunçman tarafından izole edildi.

Bütün canlılar kuduz taşıyıcısı olabilir mi ?

Bir tanesi hariç dünyadaki hiçbir hayvan kuduz virüsünü uzun süre taşıyamıyor. Bütün canlılar kuduz virüsünün vücutlarına girmesinden sonra en çok üç ay yaşayabiliyor. Çünkü virüs beyine yerleşiyor ve bütün faaliyetlerini durduruyor. Özellikle yutak felci, canlıların yeme içme fonksiyonunu durduruyor ki, bu da ölümün ilk adımını oluşturuyor.

Amerika kıtasında yaşayan ve �;;vampir yarasa�;; olarak bilinen �;;Desmodus�;; türü yarasalar kuduz virüsünün doğal taşıyıcısıdırlar. Bu yarasa türünün virüsü iki yıl kadar taşıdıkları sanılıyor. Bunun yanısıra kuşlarda ve kümes hayvanlarında kuduz vakası hemen hemen hiç görülmüyor.

Kaynak:www.pofidik.com/10.09.2007
 
 
OBEZİTE  NEDİR?
 
 
 
Global Obezite

Son yıllarda yapılan çalışmalar obezitenin oldukça hızlı bir şekilde artış içerisinde oldu...

 

Sağlıklı Beslenmenin Genel İlkeleri

Sağlıklı yaşamanın temel kavramı beslenme, temel kuralı yeterli ve dengeli beslenmedir. Be...

 
Obezitenin Nedeni ve Gelişimi

Basit olarak tanımlamak istenirse, obezite, enerji dengesinin bozulması sonucunda oluşmakt...

 
Ne Yiyeceğinizi Planlayın

Yediğiniz gıdalar, sağlığınız için gerekli besinleri içermelidir ancak, bunun şekline sizd...

 

Pediyatrik (Çocuk) OBEZ Hastalarda Cerrahi Seçim Kriterleri

Hangi durumlarda cerrahi müdehale gerekir? Hangi durumlarda gereksizdir?...

 
Kaynak:obezitecerrahi.com/22.05.200
AIDS
Vikipedi, özgür ansiklopedi

Git ve: kullan, ara


AIDS, HIV virüsünün bağışıklık sistemini zayıflatması sonucu ortaya çıkan bir hastalıktır ve 1981 yılında ilk olarak ABD'de tespit edilmiştir. AIDS, İngilizce Acquired Immunodeficiency Syndrome 'un (Edinilmiş Bağışıklık Yetersizliği Sendromu) kısaltmasıdır.

AIDS hastası insanlar, bağışıklık sistemi güçlü olan insanları etkilemeyen mikroplar nedeniyle kötü enfeksiyonlara yakalanırlar.

AIDS hastası olunmadan yıllar önce vücut HIV virüsü almış olabilir.

 
 
Konu başlıkları
Belirtileri[değiştir]

HIV bulaştıktan sonra, AIDS hastalığı belirtileri kişinin yaşam koşullarına ve vücut direncine göre, 3 - 5 yıl, hatta bazen daha uzun süre sonra ortaya çıkar. HIV bulaştığı vücutta çeşitli hücrelere, özellikle CD4T kan hücrelerine yerleşerek çoğalır. Zarar gören CD4T hücreleri giderek azalır ve bunun sonucu olarak vücudun bağışıklık sistemi yıkıma uğrar. Vücut direnci zayıflayan hastada, normalde zararsız olan, hafif geçen ya da ender rastlanan bazı hastalıklar belirir. Ayrıca lenf bezlerinde büyümeler, ağız ve deride tekrarlayan uçuk, yara ve lekeler, nedeni bilinmeyen uzun süreli ateş, gece terlemeleri, kilo kaybı, ishal, öksürük görülür. Tüberküloz, pamukçuk, diğer bakteri, mantar ve protozoon hastalıkları fırsatçı enfeksiyonlar ortaya çıkar.Kişide bu belirtilerin ancak birkaç tanesinin bir arada bulunması durumunda AIDS düşünülebilir. Kaposi sarkomu ve bazı lenfomalarda HIV enfeksiyonunu düşündüren önemli belirtilerdendir. Kesin tanı için anti-HIV testi yapılır.

Korunma[değiştir]
  • Kan nakli sırasında, AIDS testi yapılmamış kontrolsüz kan asla kullanılmamalıdır.
  • Kullanılmış ve dezenfekte edilmemiş şırınga, iğne, [[cerrahi aletler, jilet, makas, diş hekimliği aletleri, akupuntur iğneleri kesinlikle kullanılmamalıdır ve kullanılmasına izin verilmemelidir. Böyle işlemlerde bir kez kullanılıp atılan araç-gereç kullanılmalı ya da kullanılan aletler kesinlikle dezenfekte ya da sterilize edilmelidir.
  • Beden kişiye aittir. Uygulanacak işlemler sırasında akla takılan soruları sormaktan çekinmemek gereklidir.
  • HIV pozitif kişi, test sonucunu öğrendikten sonra kesinlikle kan vermemelidir.
  • HIV'li sperm sıvısı, genital sıvı ya da kanın bulaştığı alet ve eşyanın yaralı dokuya teması ile de HIV bulaşabilir.
  • Açık yaralar, vücuda mikrop/virüs/bakteri girişini engellemek için bantla kapatılmalıdır.
Cinsel ilişki[değiştir]

HIV her türlü cinsel ilişki ile bulaşır. Güvenli cinsel yaşam kurallarına uyulması HIV'in cinsel yolla bulaşmasını büyük oranda engeller.

Cinsel ilişkide "koruyucu kılıf" (prezervatif, kondom, kaput) kullanılması, güvenli cinsel yaşamın ilk şartıdır. Kurulan cinsel ilişkinin tehlikeli olmayacağı düşünülse bile prezervatif kullanımı ihmal edilmemelidir. Çoğu kişi HIV'in yalnızca fahişelerde, uyuşturucueşcinsellerde bulunduğuna dair yanlış bir kanaate sahiptir ve bu nedenle bu sayılan gruplar dışındaki ilişkilerinde kondom kullanımını ihmal eder. kullananlarda,

Ancak, AIDS belirli bir sosyal grubun hastalığı değildir. Hastalığın mikrobu olan HIV, cins, ırk, renk, din, yaş farkı gözetmeksizin herkese bulaşabilir. HIV, kontrolsüz kan verilmesi, HIV ile kirlenmiş alet kullanılması gibi kişinin elinde olmayan nedenlerle ya da kişinin kendisinin ya da cinsel eşinin HIV pozitif kişilerle prezervatif kullanmadan ilişki kurması durumunda kişiye ve/veya eşine bulaşabilir. HIV pozitif olan kişi kendisini ve cinsel eşini korumak için her türlü cinsel ilişkisinde prezervatif kullanmalıdır.

Prezervatif doğru takılmalı ve vazelin gibi petrol türevi kayganlaştırıcıpenis sertleştikten sonra takılmalıdır. Ucunun (meninin akması için ayrılan bölüm) sıkılarak havası boşaltıldıktan sonra prezervatif penisin başına yerleştirilmelidir. Prezervatif alt kısmından aşağıya doğru açılır. Son olarak, üzerine kayganlaştırıcı sürülür. Kayganlaştırıcı riski azaltır. Kayganlaştırıcı (lubricant) cinsel birleşmenin daha rahat gerçekleşmesini sağlayarak prezervatifin yırtılmasını engelleyen bir sıvıdır. Prezervatifi taktıktan sonra üzerine kayganlaştırıcı sürmek güvenli seks için gereklidir. İstenirse, parmak ile anüs deliğine de kayganlaştırıcı sürülebilir. Vazelin, el kremi, masaj yağı gibi maddeler kullanılmamalıdır. Bunlar, kimyasal özellikleri yüzünden prezervatifin zarar görmesine neden olurlar. Doğru kayganlaştırıcı, yağ içermemeli, su bazlı olmalıdır. Boşaldıktan sonra, prezervatif alt kısmından tutularak çıkartılır. Hiçbir zaman aynı prezervatif ikinci kez kullanılmamalıdır. Son olarak penis yıkanmalıdır. Bu işlem, penisin üzerinde meni kalmamasını sağlar. kullanılmamalıdır. Prezervatifi paketinden çıkarırken zedelenmemesine dikkat edilmelidir. Kesici aletler kullanmak ya da uzun tırnaklar prezervatife zarar verebilir. Prezervatif

Açılmamış prezervatif ısıdan, güneşten, floresan ışığından ve nemden korunmalıdır. Bunlar, prezervatifin ana maddesi olan lateksi zayıflatarak ilişki sırasında prezervatifin zedelenmesine, yırtılmasına neden olabilirler.

İlgili başlıklar[değiştir]

 KIRIM-KONGO-KANAMALI  ATEŞ

Bu sayfa, Sağlık Bakanlığı tarafından toplumun Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi ile ilgili bilgilendirilmesi ve bilinçlendirilmesi amacıyla hazırlanmıştır.

· Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi Bilimsel Kurul Basın Bildirisi

· Kırım-Kongo Kanamalı Ateşinden Korunmada ve Hastalığın Kontrolünde Yapılması Gerekenler

· Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi Vakalarının Yıllara

      Göre Dağılımı

 
 
 
  Bugün 19903 ziyaretçisayfa izlenimi aldık